DERSİN VİDEOSU
https://youtu.be/HprvTgaZL5U
[[00-NAHİV KAVRAMLARI VE AYET ÖRNEKLERİ|← Nahiv Kavramları Ana Dizini]]
**Dersin ana konusu:**
**==Nekra, marife, zamirler ve işaret isimleri — النَّكِرَةُ وَالْمَعْرِفَةُ وَالضَّمَائِرُ وَأَسْمَاءُ الْإِشَارَةِ==**
[[002 — Nekra, Marife, Zamirler ve İşaret İsimleri النَّكِرَةُ وَالْمَعْرِفَةُ وَالضَّمَائِرُ وَأَسْمَاءُ الْإِشَارَةِ]]
## Ayetlere Hızlı Geçiş
[[#Bakara 17. Ayet|17]] · [[#Bakara 18. Ayet|18]] · [[#Bakara 19. Ayet|19]] · [[#Bakara 20. Ayet|20]] · [[#Bakara 21. Ayet|21]] · [[#Bakara 22. Ayet|22]] · [[#Bakara 23. Ayet|23]] · [[#Bakara 24. Ayet|24]] · [[#Bakara 25. Ayet|25]] · [[#Bakara 26. Ayet|26]] · [[#Bakara 27. Ayet|27]] · [[#Bakara 28. Ayet|28]] · [[#Bakara 29. Ayet|29]]
---
3. Mushaf sayfası: Bakara 17–24 | 4. Mushaf sayfası: Bakara 25–29
### Derse giriş — Nekra, marife, zamirler ve işaret isimleri
النَّكِرَةُ (nekra): Hangi varlık olduğu belirlenmemiş isimdir. كِتَابٌ (bir kitap), رَجُلٌ (bir adam), نَارٌ (bir ateş)
قَرَأْتُ كِتَابًا جَدِيدًا
Yeni bir kitap okudum. Hangi kitabın okunduğu belirli değildir.
الْمَعْرِفَةُ (marife): Kastedilen varlığın belirli olduğu isimdir. Başlıca türleri: ال takılı isim (الْكِتَابُ), özel isim (مُحَمَّدٌ), zamir (هُوَ), işaret ismi (هَٰذَا), ism-i mevsul (الَّذِي) ve marifeye izafet (كِتَابُهُ)
> **DİKKAT — Tenvin tek başına nekralık kanıtı değildir**
رَجُلٌ nekra, مُحَمَّدٌ özel isim olduğu için marifedir. İkisinde de tenvin bulunabilir. Kelimenin türü ve cümledeki görevi esas alınır
الضَّمَائِرُ (zamirler): أَنَا، نَحْنُ؛ أَنْتَ، أَنْتِ، أَنْتُمَا، أَنْتُمْ، أَنْتُنَّ؛ هُوَ، هِيَ، هُمَا، هُمْ، هُنَّ. Bitişik zamirlere örnek: كِتَابُهُ، خَلَقَكُمْ، بِهِ، رَبُّنَا
> **DİKKAT — هُمْ / هِمْ**
هُمْ يُؤْمِنُونَ
Onlar iman ederler. Buradaki هُمْ ayrık zamirdir
قُلُوبِهِمْ kelimesindeki هِمْ ise isme bitişmiş zamirdir; çözümlemede metindeki biçim korunur
أَسْمَاءُ الْإِشَارَةِ (işaret isimleri): Yakın: هَٰذَا، هَٰذِهِ، هَٰذَانِ، هَاتَانِ، هَٰؤُلَاءِ. Uzak: ذَٰلِكَ، تِلْكَ، ذَانِكَ، تَانِكَ، أُولَٰئِكَ. İkil çekimlerde hâle göre هَٰذَيْنِ، هَاتَيْنِ gibi biçimler de kullanılır
> **DİKKAT — İşaret ismi ve ism-i mevsul**
هَٰذَا “bu” diyerek gösterir; الَّذِي ise ardından gelen sıla cümlesiyle gösterilen şeyi açıklar. Bu fark Bakara 25 ve 29’da tekrar görülecek
## 3. MUSHAF SAYFASI — BAKARA 17–24
## Bakara 17. Ayet
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ
Anlamı: Onların durumu, ateş yakan bir kimsenin durumuna benzer. Ateş çevresini aydınlatınca Allah onların nurunu giderdi ve kendilerini göremeyecekleri karanlıklar içinde bıraktı.
#### Ayetin anlamlı parçaları
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا
Onların durumu, ateş yakan kimsenin durumuna benzer
فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ
Ateş çevresindeki şeyleri aydınlatınca
ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ
Allah onların nurunu giderdi
وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ
Onları göremeyecekleri karanlıklar içinde bıraktı
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| مَثَلُهُمْ | İsim + zamir | Onların durumu, misali — مَثَلُ + هُمْ, zamire izafetle marife |
| كَمَثَلِ | Harf + isim | Durumu gibi — كَ benzetme harfi, مَثَلِ mecrur isim |
| الَّذِي | İsm-i mevsul | O kimse ki — Marife |
| اسْتَوْقَدَ | Mâzi fiil | Ateş yaktı — Muradifi أَشْعَلَ |
| نَارًا | İsim | Bir ateş — Nekra, mansub |
| فَلَمَّا | Harf + zaman edatı | Ne zaman ki, ...-ınca — فَ + لَمَّا |
| أَضَاءَتْ | Mâzi fiil | Aydınlattı — Müennes fiil, faili ateştir |
| مَا | İsm-i mevsul | Ne varsa, şeyleri — Ardından gelen ifadeyle tamamlanır |
| حَوْلَهُ | Zarf + zamir | Onun çevresinde — حَوْلَ + هُ |
| ذَهَبَ | Mâzi fiil | Giderdi — بِـ ile birlikte bir şeyi alıp götürme anlamında |
| اللَّهُ | Özel isim | Allah — Fail, marife |
| بِنُورِهِمْ | Harf + isim + zamir | Onların nurunu — بِـ + نُورِ + هِمْ |
| وَتَرَكَهُمْ | Harf + fiil + zamir | Ve onları bıraktı — وَ + تَرَكَ + هُمْ |
| فِي | Harf-i cer | İçinde |
| ظُلُمَاتٍ | İsim | Karanlıklar — Nekra, çoğul |
| لَا | Nefiy harfi | ...-mezler — Muzariyi olumsuzlaştırır |
| يُبْصِرُونَ | Muzari fiil | Görürler — Burada olumsuz, muradifi يَرَوْنَ |
> **DİKKAT — ذَهَبَ / ذَهَبَ بِـ**
ذَهَبَ الرَّجُلُ
Adam gitti
ذَهَبَ الرَّجُلُ بِالْكِتَابِ
Adam kitabı alıp götürdü
ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ ifadesinde fiil بِـ ile “nurunu giderdi” anlamını kazanır. Benzetmede ışığın ortaya çıkması ve sonra kaybolması vurgulanır
> **DİKKAT — Tekil benzetmeden çoğul anlatıma**
الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا ifadesinde tekil ateş yakan kişi örnek verilir. Ardından بِنُورِهِمْ ve وَتَرَكَهُمْ ifadelerinde çoğul zamire dönülür; asıl anlatılan topluluktur
## Bakara 18. Ayet
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Anlamı: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar geri dönmezler.
#### Ayetin anlamlı parçaları
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ
Sağır, dilsiz ve kördürler
فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Bu yüzden geri dönmezler
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| صُمٌّ | İsim | Sağırlar — أَصَمُّ kelimesinin çoğulu |
| بُكْمٌ | İsim | Dilsizler — أَبْكَمُ kelimesinin çoğulu |
| عُمْيٌ | İsim | Körler — أَعْمَى kelimesinin çoğulu |
| فَهُمْ | Harf + zamir | Artık onlar — فَ + ayrık zamir هُمْ |
| لَا | Nefiy harfi | ...-mezler |
| يَرْجِعُونَ | Muzari fiil | Geri dönerler — Muradifi يَعُودُونَ |
> **DİKKAT — Haberlerin art arda gelişi**
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ
Üç kelime de nekra ve merfudur. Müpteda bağlamdan anlaşılır; هُمْ takdir edilebilir
هُمْ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ
Bağlam, bedensel engelleri olan insanları değil, hakikatten yararlanmayanların manevi durumunu tasvir eder
## Bakara 19. Ayet
أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ
Anlamı: Yahut onların durumu, gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan şiddetli bir yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırımlardan korunmak için parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah ise inkârcıları kuşatmıştır.
#### Ayetin anlamlı parçaları
أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ
Yahut gökten boşanan şiddetli bir yağmur gibi
فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ
Onun içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır
يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ
Parmaklarını kulaklarına koyarlar
مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ
Ölüm korkusuyla, yıldırımlardan dolayı
وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ
Oysa Allah inkârcıları kuşatmıştır
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| أَوْ | Atıf harfi | Yahut — İkinci benzetmeye geçiş |
| كَصَيِّبٍ | Harf + isim | Şiddetli yağmur gibi — كَ + صَيِّبٍ, nekra |
| مِنَ | Harf-i cer | -den |
| السَّمَاءِ | İsim | Gökten — Marife |
| فِيهِ | Harf + zamir | Onun içinde — فِي + هِ |
| ظُلُمَاتٌ | İsim | Karanlıklar — Nekra |
| وَرَعْدٌ | Harf + isim | Ve gök gürültüsü — Nekra |
| وَبَرْقٌ | Harf + isim | Ve şimşek — Nekra |
| يَجْعَلُونَ | Muzari fiil | Koyarlar — Muradifi يَضَعُونَ |
| أَصَابِعَهُمْ | İsim + zamir | Parmaklarını — أَصَابِعَ + هُمْ |
| فِي | Harf-i cer | İçine |
| آذَانِهِمْ | İsim + zamir | Kulaklarına — آذَانِ + هِمْ |
| مِنَ | Harf-i cer | -den dolayı — Sebep anlamı |
| الصَّوَاعِقِ | İsim | Yıldırımlar — Marife |
| حَذَرَ | Mastar | Korkusuyla, sakınmak için — Sebep bildiren mansub mastar |
| الْمَوْتِ | İsim | Ölümün — Marife |
| وَاللَّهُ | Harf + isim | Oysa Allah — وَ burada hâl/karşıtlık anlamı verir |
| مُحِيطٌ | İsm-i fâil | Kuşatıcı, kuşatmış olan — أَحَاطَ fiilinden |
| بِالْكَافِرِينَ | Harf + isim | İnkârcıları — بِـ + الْكَافِرِينَ |
> **DİKKAT — الْمُؤَنَّثُ السَّمَاعِيُّ**
السَّمَاءُ kelimesinin sonunda ة yoktur; buna rağmen müennestir. Müenneslikleri yerleşik kullanımdan öğrenilen kelimelere الْمُؤَنَّثُ السَّمَاعِيُّ denir
Müennes: السَّمَاءُ، الْأَرْضُ، الشَّمْسُ، الرِّيحُ
Müzekker: الْقَمَرُ، الْجَبَلُ، الْبَرْقُ، الرَّعْدُ
Tabiatla ilgili bütün isimler müennes değildir
> **DİKKAT — Zamirin dönüşü ve fiil + harf-i cer**
فِيهِ ظُلُمَاتٌ ifadesindeki هِ zamiri صَيِّبٍ kelimesine döner
أَحَاطَ الْجَيْشُ بِالْمَدِينَةِ
Ordu şehri kuşattı
مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ ifadesinde de kuşatma anlamı بِـ ile tamamlanır
## Bakara 20. Ayet
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Anlamı: Şimşek neredeyse gözlerini kapıp alacak. Onlara her ışık verdiğinde onun aydınlığında yürürler; üzerlerine karanlık çöktüğünde durakalırlar. Allah dileseydi işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.
#### Ayetin anlamlı parçaları
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ
Şimşek neredeyse gözlerini kapıp alacak
كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ
Onlara her ışık verdiğinde onun aydınlığında yürürler
وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا
Üzerlerine karanlık çöktüğünde durakalırlar
وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ
Allah dileseydi işitmelerini ve görmelerini giderirdi
إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| يَكَادُ | Yaklaşma fiili | Neredeyse, az kalsın — أَفْعَالُ الْمُقَارَبَةِ |
| الْبَرْقُ | İsim | Şimşek — Marife, يَكَادُ fiilinin ismi |
| يَخْطَفُ | Muzari fiil | Kapıp alır — يَكَادُ fiilinin haberi olan cümlenin fiili |
| أَبْصَارَهُمْ | İsim + zamir | Gözlerini, görmelerini — أَبْصَارَ + هُمْ |
| كُلَّمَا | Zaman ifadesi | Her ...-dığında — Tekrarlanan durum |
| أَضَاءَ | Mâzi fiil | Işık verdi |
| لَهُمْ | Harf + zamir | Onlara — لِـ + هُمْ |
| مَشَوْا | Mâzi fiil | Yürüdüler — Muradifi سَارُوا |
| فِيهِ | Harf + zamir | Onun aydınlığında — فِي + هِ |
| وَإِذَا | Harf + zaman ismi | Ve ...-dığında |
| أَظْلَمَ | Mâzi fiil | Karanlık çöktü |
| عَلَيْهِمْ | Harf + zamir | Üzerlerine — عَلَىٰ + هِمْ |
| قَامُوا | Mâzi fiil | Durakaldılar — Bağlamdaki anlamı |
| وَلَوْ | Harfler | Ve şayet ...-seydi — Gerçekleşmemiş şart |
| شَاءَ | Mâzi fiil | Diledi — Muradifi أَرَادَ |
| اللَّهُ | İsim | Allah — Fail |
| لَذَهَبَ | Harf + fiil | Elbette giderirdi — Şart cevabındaki لَ |
| بِسَمْعِهِمْ | Harf + isim + zamir | İşitmelerini — بِـ + سَمْعِ + هِمْ |
| وَأَبْصَارِهِمْ | Harf + isim + zamir | Ve görmelerini — Önceki بِـ ile aynı hükme bağlı |
| إِنَّ | Harf | Şüphesiz — Te'kit ve nasb |
| اللَّهَ | İsim | Allah — إِنَّ edatının ismi |
| عَلَىٰ | Harf-i cer | Üzerinde, -e karşı |
| كُلِّ | İsim | Her, bütün — Muzaf |
| شَيْءٍ | İsim | Şey — Muzafun ileyh, nekra |
| قَدِيرٌ | İsim | Gücü yeten — Muradifi قَادِرٌ |
> **DİKKAT — كُلَّمَا / إِذَا / لَوْ**
كُلَّمَا tekrarlanan durumu; إِذَا gerçekleşen veya beklenen durumu; لَوْ burada gerçekleşmemiş şartı anlatır. Üç yapıyı tek ayette karşılaştırmak anlamayı kolaylaştırır
> **DİKKAT — وَلَوْ ... لَـ**
لَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ
Allah dileseydi mutlaka giderirdi
لَـ şartın cevabındaki tekit lâmıdır. Allah’ın dilemesine bağlı sonuç vurgulanır
## Bakara 21. Ayet
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Anlamı: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvâ sahibi olasınız.
#### Ayetin anlamlı parçaları
يَا أَيُّهَا النَّاسُ
Ey insanlar
اعْبُدُوا رَبَّكُمُ
Rabbinize kulluk edin
الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ
O Rab ki sizi ve sizden öncekileri yarattı
لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Umulur ki takvâ sahibi olursunuz
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| يَا | Nidâ harfi | Ey |
| أَيُّهَا | Nidâ ismi + tenbih | Ey — أَيُّ + هَا |
| النَّاسُ | İsim | İnsanlar — Marife, أَيُّ kelimesinin sıfatı |
| اعْبُدُوا | Emir fiili | Kulluk edin — عَبَدَ fiilinden |
| رَبَّكُمُ | İsim + zamir | Rabbinize — رَبَّ + كُمْ, marife |
| الَّذِي | İsm-i mevsul | O ki, ...-en — رَبَّكُمُ kelimesini niteler |
| خَلَقَكُمْ | Fiil + zamir | Sizi yarattı — خَلَقَ + كُمْ |
| وَالَّذِينَ | Harf + ism-i mevsul | Ve o kimseleri ki — Çoğul |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| قَبْلِكُمْ | Zarf + zamir | Sizden önce — قَبْلِ + كُمْ |
| لَعَلَّكُمْ | Harf + zamir | Umulur ki siz, böylece siz — لَعَلَّ + كُمْ |
| تَتَّقُونَ | Muzari fiil | Takvâ sahibi olursunuz — وَقَى kökünden |
> **DİKKAT — الَّذِي / الَّذِينَ**
الَّذِي خَلَقَكُمْ ifadesindeki الَّذِي yaratıcı Rabbe döner; وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ ifadesindeki الَّذِينَ ise önceki insan nesillerini gösterir
> **DİKKAT — لَعَلَّ**
لَعَلَّ dilde ümit ve beklenti bildirir. لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ifadesinde kulluk emrinin hedefi olan takvâya işaret eder
## Bakara 22. Ayet
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Anlamı: O, yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir yapı kılan; gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler çıkarandır. Öyleyse bile bile Allah’a eşler koşmayın.
#### Ayetin anlamlı parçaları
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا
O ki yeryüzünü sizin için bir döşek kıldı
وَالسَّمَاءَ بِنَاءً
Göğü de bir yapı kıldı
وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً
Gökten su indirdi
فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ
Böylece onunla size rızık olarak ürünler çıkardı
فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا
Öyleyse Allah’a eşler koşmayın
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Üstelik siz biliyorsunuz
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| الَّذِي | İsm-i mevsul | O ki — Önceki ayetteki رَبَّكُمُ kelimesini açıklamaya devam eder |
| جَعَلَ | Mâzi fiil | Kıldı, yaptı — Burada iki meful alır |
| لَكُمُ | Harf + zamir | Sizin için — لِـ + كُمْ |
| الْأَرْضَ | İsim | Yeryüzünü — Marife, birinci meful |
| فِرَاشًا | İsim | Bir döşek — Nekra, ikinci meful |
| وَالسَّمَاءَ | Harf + isim | Ve göğü — Marife |
| بِنَاءً | İsim | Bir yapı — Nekra, ikinci meful |
| وَأَنْزَلَ | Harf + fiil | Ve indirdi — وَ + أَنْزَلَ |
| مِنَ | Harf-i cer | -den |
| السَّمَاءِ | İsim | Gökten — Marife |
| مَاءً | İsim | Su — Nekra, meful |
| فَأَخْرَجَ | Harf + fiil | Böylece çıkardı — فَ sonuç bağlantısı |
| بِهِ | Harf + zamir | Onunla, su vasıtasıyla — بِـ + هِ |
| مِنَ | Harf-i cer | -den |
| الثَّمَرَاتِ | İsim | Ürünlerden, meyvelerden — Marife |
| رِزْقًا | İsim | Rızık olarak — Nekra, mansub |
| لَكُمْ | Harf + zamir | Sizin için |
| فَلَا | Harfler | Öyleyse ...-mayın — فَ + nehiy لَا |
| تَجْعَلُوا | Muzari fiil | Kılmayın, edinmeyin — Yasaklama sebebiyle meczum |
| لِلَّهِ | Harf + isim | Allah’a — لِـ + اللَّهِ |
| أَنْدَادًا | İsim | Eşler, denkler — نِدٌّ kelimesinin çoğulu, nekra |
| وَأَنْتُمْ | Harf + zamir | Oysa siz — Hâl anlamı |
| تَعْلَمُونَ | Muzari fiil | Biliyorsunuz — Muradifi تَدْرُونَ |
> **DİKKAT — جَعَلَ ve iki meful**
جَعَلَ الْأَرْضَ فِرَاشًا
Yeryüzünü bir döşek kıldı
جَعَلَ الْمُعَلِّمُ الدَّرْسَ سَهْلًا
Öğretmen dersi kolay hâle getirdi
İlk meful varlığı, ikinci meful ona kazandırılan durumu belirtir
> **DİKKAT — لَا النَّاهِيَةُ / لَا النَّافِيَةُ**
لَا تَجْعَلُوا
Eş koşmayın: yasaklama
لَا تَجْعَلُونَ
Eş koşmuyorsunuz: olumsuz haber
Ayetteki لَا yasaklama edatıdır
## Bakara 23. Ayet
وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Anlamı: Eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sûre getirin. Allah’tan başka şahitlerinizi ve yardımcılarınızı da çağırın; eğer doğru söylüyorsanız.
#### Ayetin anlamlı parçaları
وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا
Eğer kulumuza indirdiğimiz şey hakkında şüphe içindeyseniz
فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ
Haydi onun benzeri bir sûre getirin
وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ
Allah’tan başka şahitlerinizi ve yardımcılarınızı da çağırın
إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Eğer doğru söylüyorsanız
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| وَإِنْ | Harfler | Ve eğer — وَ + şart إِنْ |
| كُنْتُمْ | Fiil + zamir | Siz iseniz — كَانَ fiilinden |
| فِي | Harf-i cer | İçinde |
| رَيْبٍ | İsim | Şüphe — Nekra, muradifi شَكٌّ |
| مِمَّا | Harf + isim | ... şey hakkında — مِنْ + ism-i mevsul مَا |
| نَزَّلْنَا | Fiil + zamir | Biz indirdik — نَزَّلَ + نَا |
| عَلَىٰ | Harf-i cer | Üzerine, -e |
| عَبْدِنَا | İsim + zamir | Kulumuza — عَبْدِ + نَا, marife |
| فَأْتُوا | Harf + emir | Öyleyse getirin — فَ + اِئْتُوا |
| بِسُورَةٍ | Harf + isim | Bir sûre — بِـ + سُورَةٍ, nekra |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| مِثْلِهِ | İsim + zamir | Onun benzeri — مِثْلِ + هِ |
| وَادْعُوا | Harf + emir | Ve çağırın — وَ + اُدْعُوا |
| شُهَدَاءَكُمْ | İsim + zamir | Şahitlerinizi, destekçilerinizi — شُهَدَاءَ + كُمْ |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| دُونِ | İsim | Başka, dışında — مِنْ دُونِ kalıbında |
| اللَّهِ | Özel isim | Allah — Marife |
| إِنْ | Şart harfi | Eğer |
| كُنْتُمْ | Fiil + zamir | Siz iseniz |
| صَادِقِينَ | İsim | Doğru söyleyenler — İsm-i fâil çoğulu, nekra |
> **DİKKAT — إِنْ / إِنَّ**
إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ ifadesinde إِنْ şart edatıdır
إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Buradaki إِنَّ ise tekit ve nasb edatıdır. Yazılışları yakın, görevleri farklıdır
> **DİKKAT — بِسُورَةٍ: Nekranın anlamı**
فَأْتُوا بِسُورَةٍ ifadesinde سُورَةٍ nekra gelmiştir; belirli bir sûre değil, herhangi bir sûre üzerinden meydan okuma yapılır
## Bakara 24. Ayet
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Anlamı: Eğer bunu yapamazsanız —ki asla yapamayacaksınız— yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.
#### Ayetin anlamlı parçaları
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا
Eğer bunu yapamazsanız
وَلَنْ تَفْعَلُوا
Ki asla yapamayacaksınız
فَاتَّقُوا النَّارَ
Öyleyse ateşten sakının
الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
O ateş ki yakıtı insanlar ve taşlardır
أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
İnkârcılar için hazırlanmıştır
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| فَإِنْ | Harfler | Öyleyse eğer — فَ + şart إِنْ |
| لَمْ | Cezm harfi | ...-madı, ...-medi — Muzariyi geçmiş zaman anlamıyla olumsuzlaştırır |
| تَفْعَلُوا | Muzari fiil | Yaparsınız — لَمْ ile meczum, birlikte “yapmadıysanız” |
| وَلَنْ | Harfler | Ve ...-mayacaksınız — وَ + gelecek olumsuzluğu لَنْ |
| تَفْعَلُوا | Muzari fiil | Yaparsınız — لَنْ ile mansub, birlikte gelecek olumsuzluğu |
| فَاتَّقُوا | Harf + emir | Öyleyse sakının — فَ + اِتَّقُوا |
| النَّارَ | İsim | Ateşten — Marife, emir fiilinin mefulü |
| الَّتِي | İsm-i mevsul | O ki, ...-en — Müennes, النَّارَ kelimesini açıklar |
| وَقُودُهَا | İsim + zamir | Onun yakıtı — وَقُودُ + هَا |
| النَّاسُ | İsim | İnsanlar — Marife |
| وَالْحِجَارَةُ | Harf + isim | Ve taşlar — Marife |
| أُعِدَّتْ | Meçhul mâzi | Hazırlandı — Müennes biçim |
| لِلْكَافِرِينَ | Harf + isim | İnkârcılar için — لِـ + الْكَافِرِينَ |
> **DİKKAT — لَمْ / لَنْ**
لَمْ تَفْعَلُوا
Yapmadınız
لَنْ تَفْعَلُوا
Yapmayacaksınız
لَمْ muzariyi cezmedip geçmişi olumsuzlaştırır; لَنْ muzariyi nasbedip geleceği olumsuzlaştırır. Ayetteki “asla” vurgusu meydan okuma bağlamıyla güçlenir
> **DİKKAT — الْمُؤَنَّثُ السَّمَاعِيُّ**
النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
الَّتِي, النَّارَ kelimesine döner. النَّارُ görünür müenneslik alameti taşımaz; semâî müennestir
النَّارُ الَّتِي
O ateş ki
الْقَمَرُ الَّذِي
O ay ki
> **DİKKAT — أُعِدَّتْ: Meçhul fiil**
أَعَدَّ “hazırladı”, أُعِدَّ “hazırlandı”, أُعِدَّتْ “müennes bir şey hazırlandı”. Sonundaki تْ, النَّارُ kelimesine uyum sağlar
### 3. SAYFA — DEĞERLENDİRME
#### A. Çoktan seçmeli sorular
1. مَثَلُهُمْ neden marifedir?
A) Tenvin aldığı için B) Zamire izafetle C) Harf-i cer aldığı için
2. ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ ifadesindeki ذَهَبَ بِـ ne anlama gelir?
A) Nurunu giderdi B) Nuruna baktı C) Nurunu artırdı
3. صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ kelimelerinin ortak özelliği nedir?
A) Emir fiili olmaları B) Harf olmaları C) Nekra ve merfu olmaları
4. فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ ifadesindeki هِ hangi kelimeye döner?
A) السَّمَاءِ B) صَيِّبٍ C) الْكَافِرِينَ
5. كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ ifadesindeki كُلَّمَا ne bildirir?
A) Tekrarlanan zaman B) Kesin yasak C) İstisna
6. الَّذِي خَلَقَكُمْ ifadesindeki الَّذِي hangi kelimeyi açıklar?
A) النَّاسُ B) قَبْلِكُمْ C) رَبَّكُمُ
7. جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا ifadesinde فِرَاشًا nedir?
A) Fail B) İkinci meful C) Harf-i cer
8. فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا ifadesindeki لَا hangi türdedir?
A) لَا النَّاهِيَةُ B) لَا النَّافِيَةُ C) لَا النَّافِيَةُ لِلْجِنْسِ
9. فَأْتُوا بِسُورَةٍ ifadesinde سُورَةٍ neden nekra gelmiştir?
A) Fiil olduğu için B) Belirli bir sûre kastedildiği için C) Herhangi bir sûre üzerinden meydan okuma yapıldığı için
10. النَّارَ الَّتِي ifadesinde neden الَّذِي değil de الَّتِي kullanılmıştır?
A) İsim çoğul olduğu için B) النَّارُ semâî müennes olduğu için C) النَّارُ müzekker olduğu için
**Cevap anahtarı: 1-B | 2-A | 3-C | 4-B | 5-A | 6-C | 7-B | 8-A | 9-C | 10-B**
#### B. Kelime çözümleme
Kelimeleri bileşenlerine ayırınız ve bitişik zamirlerin dönüş yerlerini açıklayınız:
أَصَابِعَهُمْ — بِسَمْعِهِمْ — وَالَّذِينَ — فَاتَّقُوا — لِلْكَافِرِينَ
#### C. Kısa anlam ve kavrama soruları
1. Bakara 17
ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ
Soru: ذَهَبَ بِـ fiili ne anlama gelir? Harf-i cer çıkarılınca temel anlam nasıl değişir?
2. Bakara 18
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ
Soru: Bu kelimeler hangi durumu tasvir eder? Bağlamda neden manevi anlamda anlaşılır?
3. Bakara 20
كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا
Soru: كُلَّمَا ile إِذَا arasındaki anlam farkını açıklayınız
4. Bakara 22
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا
Soru: الْأَرْضَ ve فِرَاشًا neden mansubdur? Aynı görevde midir?
5. Bakara 24
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا
Soru: لَمْ ve لَنْ edatları fiilin zamanını ve anlamını nasıl değiştirir?
## 4. MUSHAF SAYFASI — BAKARA 25–29
## Bakara 25. Ayet
وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Anlamı: İman edip salih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlerle müjdele. Orada kendilerine bir meyveden her rızık verildiğinde, “Bu, daha önce bize verilen rızıktır” derler. Kendilerine birbirine benzer rızıklar sunulmuştur. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
#### Ayetin anlamlı parçaları
وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
İman edip salih ameller işleyenleri müjdele
أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ
Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler bulunduğunu müjdele
كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا
Orada kendilerine her ne zaman bir meyveden rızık verilse
قَالُوا هَٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ
Bu, daha önce bize verilen şeydir, derler
وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا
Kendilerine o rızık birbirine benzer hâlde sunulmuştur
وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ
Orada onlar için tertemiz eşler vardır
وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Onlar orada ebedî kalacaklardır
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| وَبَشِّرِ | Harf + emir | Ve müjdele — بَشِّرْ emri, vasılda iki sakin birleşmesin diye sonu esreli okunur |
| الَّذِينَ | İsm-i mevsul | O kimseleri ki — Marife, emir fiilinin mefulü |
| آمَنُوا | Mâzi fiil | İman ettiler |
| وَعَمِلُوا | Harf + fiil | Ve işlediler — وَ + عَمِلُوا |
| الصَّالِحَاتِ | İsim | Salih amelleri — Marife, cem-i müennes sâlim; meful olduğu için kesreyle mansub |
| أَنَّ | Harf | ... olduğunu — Te'kit ve nasb |
| لَهُمْ | Harf + zamir | Onlar için — Öne geçmiş haber |
| جَنَّاتٍ | İsim | Cennetler, bahçeler — Nekra; أَنَّ edatının ertelenmiş ismi, kesreyle mansub |
| تَجْرِي | Muzari fiil | Akar — Muradifi تَسِيلُ |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| تَحْتِهَا | Zarf + zamir | Onun altından — تَحْتِ + هَا |
| الْأَنْهَارُ | İsim | Irmaklar — تَجْرِي fiilinin faili |
| كُلَّمَا | Zaman ifadesi | Her ...-dığında — Tekrarlanan zaman |
| رُزِقُوا | Meçhul mâzi | Rızıklandırıldılar — Çoğul vavı naib-i fail |
| مِنْهَا | Harf + zamir | Oradan, cennetlerden |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| ثَمَرَةٍ | İsim | Bir meyveden — Nekra |
| رِزْقًا | İsim | Rızık olarak — Mansub, meful |
| قَالُوا | Mâzi fiil | Dediler |
| هَٰذَا | İşaret ismi | Bu — Yakın işaret, marife |
| الَّذِي | İsm-i mevsul | O şey ki — Marife |
| رُزِقْنَا | Meçhul mâzi | Bize rızık verildi — نَا naib-i fail |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| قَبْلُ | Zaman zarfı | Önceden — Muzafun ileyh hazfedildiğinden burada damme üzere mebni |
| وَأُتُوا | Harf + meçhul fiil | Ve kendilerine verildi — وَ + أُتُوا |
| بِهِ | Harf + zamir | O şey kendilerine — بِـ + هِ |
| مُتَشَابِهًا | Hâl | Birbirine benzer hâlde — Muradifi مُتَمَاثِلًا |
| وَلَهُمْ | Harfler + zamir | Ve onlar için — Öne geçmiş haber |
| فِيهَا | Harf + zamir | Orada |
| أَزْوَاجٌ | İsim | Eşler — Nekra, gecikmiş müpteda |
| مُطَهَّرَةٌ | Sıfat | Arındırılmış, tertemiz — أَزْوَاجٌ kelimesini niteler |
| وَهُمْ | Harf + zamir | Ve onlar — Ayrık zamir |
| فِيهَا | Harf + zamir | Orada |
| خَالِدُونَ | İsm-i fâil | Ebedî kalanlar — Merfu çoğul |
> **DİKKAT — جَنَّاتٍ neden kesreyle mansubdur?**
أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ ifadesinde جَنَّاتٍ, أَنَّ edatının ertelenmiş ismidir. Cem-i müennes sâlim olduğu için nasb alameti fetha yerine kesredir
رَأَيْتُ مُعَلِّمَاتٍ
Kadın öğretmenler gördüm
Kesreli her isim mecrur değildir
> **DİKKAT — هَٰذَا / الَّذِي**
هَٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ
هَٰذَا önlerindeki rızkı gösterir; الَّذِي ardından gelen sıla cümlesiyle onu açıklar
> **DİKKAT — Meçhul fiiller**
رُزِقُوا, رُزِقْنَا ve أُتُوا meçhuldür. Vurgu nimetlerin verilişi ve onları alanlar üzerindedir. Meçhul kullanım, nimetlerin Allah’tan geldiğinin bilinmediği anlamına gelmez
## Bakara 26. Ayet
إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ
Anlamı: Şüphesiz Allah, bir sivrisineği veya onun ötesindeki bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise “Allah bu örnekle neyi amaçladı?” derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçok kimseyi de doğru yola iletir. Onunla ancak fâsıkları saptırır.
#### Ayetin anlamlı parçaları
إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا
Allah sivrisineği veya onun ötesindeki bir şeyi örnek vermekten çekinmez
فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ
İman edenler bunun Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ
İnkâr edenler ise şöyle derler
مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا
Allah bu örnekle neyi amaçladı?
يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثِيرًا
Onunla birçok kimseyi saptırır, birçok kimseyi doğru yola iletir
وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ
Onunla ancak fâsıkları saptırır
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| إِنَّ | Harf | Şüphesiz — Te'kit ve nasb |
| اللَّهَ | Özel isim | Allah — إِنَّ edatının ismi |
| لَا | Nefiy harfi | ...-mez |
| يَسْتَحْيِي | Muzari fiil | Çekinir, hayâ eder — Burada olumsuz, muradifi يَتَحَرَّجُ |
| أَنْ | Nasb harfi | ...-mekten — Muzariyi nasbeder |
| يَضْرِبَ | Muzari fiil | Örnek verir, ortaya koyar — Mansub |
| مَثَلًا | İsim | Bir örnek — Nekra, meful |
| مَا | Harf veya isim | Bir, herhangi bir — İ‘rabında farklı açıklamalar bulunur |
| بَعُوضَةً | İsim | Bir sivrisinek — Nekra, mansub |
| فَمَا | Harf + isim | Ve ... olan şey — فَ + ism-i mevsul مَا |
| فَوْقَهَا | Zarf + zamir | Onun üstünde, ötesinde — فَوْقَ + هَا |
| فَأَمَّا | Harfler | ...-e gelince — Tafsil |
| الَّذِينَ | İsm-i mevsul | O kimseler ki — Marife |
| آمَنُوا | Mâzi fiil | İman ettiler |
| فَيَعْلَمُونَ | Harf + fiil | Onlar bilirler — أَمَّا yapısının cevabı |
| أَنَّهُ | Harf + zamir | Onun ... olduğunu — أَنَّ + هُ |
| الْحَقُّ | İsim | Gerçek, hakikat — Marife |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| رَبِّهِمْ | İsim + zamir | Rablerinden — رَبِّ + هِمْ |
| وَأَمَّا | Harfler | ...-e gelince — وَ + أَمَّا |
| الَّذِينَ | İsm-i mevsul | O kimseler ki |
| كَفَرُوا | Mâzi fiil | İnkâr ettiler |
| فَيَقُولُونَ | Harf + fiil | Derler |
| مَاذَا | İstifham ifadesi | Ne, neyi — Nahivde مَا + ذَا şeklinde açıklanabilir |
| أَرَادَ | Mâzi fiil | İstedi, amaçladı — Muradifi قَصَدَ |
| اللَّهُ | Özel isim | Allah — Fail |
| بِهَٰذَا | Harf + işaret ismi | Bununla — بِـ + هَٰذَا |
| مَثَلًا | İsim | Örnek olarak — Nekra, temyiz |
| يُضِلُّ | Muzari fiil | Saptırır — أَضَلَّ fiilinden |
| بِهِ | Harf + zamir | Onunla, o örnek vasıtasıyla |
| كَثِيرًا | İsim | Birçok kimseyi — Mansub meful |
| وَيَهْدِي | Harf + fiil | Ve doğru yola iletir — وَ + يَهْدِي |
| بِهِ | Harf + zamir | Onunla |
| كَثِيرًا | İsim | Birçok kimseyi — Mansub meful |
| وَمَا | Harfler | Ve ...-mez — Olumsuzluk مَا |
| يُضِلُّ | Muzari fiil | Saptırır |
| بِهِ | Harf + zamir | Onunla |
| إِلَّا | İstisna harfi | Ancak, yalnızca |
| الْفَاسِقِينَ | İsim | Fâsıkları — Marife, mansub meful |
> **DİKKAT — مَا kelimesinin farklı görevleri**
مَثَلًا مَا بَعُوضَةً ifadesinde مَا için farklı i‘rab açıklamaları vardır; yaygın bir görüş pekiştirme işlevli مَا الزَّائِدَةُ kabul eder
فَمَا فَوْقَهَا ifadesinde ism-i mevsul; مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ ifadesinde soru; وَمَا يُضِلُّ ifadesinde olumsuzluk görevi vardır
> **DİKKAT — أَمَّا ... فَـ**
فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ
İman edenlere gelince, onlar bilirler
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ
İnkâr edenlere gelince, onlar derler
İki grup ilahî örnek karşısındaki tutumları bakımından karşılaştırılır
> **DİKKAT — الْقَصْرُ بِالنَّفْيِ وَالِاسْتِثْنَاءِ**
وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ
Onunla ancak fâsıkları saptırır
مَا olumsuzluk, إِلَّا istisna edatıdır. Birlikte hasr kurarlar. Yapı ayrıca الِاسْتِثْنَاءُ النَّاقِصُ الْمَنْفِيُّ olarak incelenir; الْفَاسِقِينَ fiilin mefulüdür
> **DİKKAT — فَوْقَهَا**
فَوْقَ temel olarak “üstünde” demektir. Tefsirlerde burada büyüklük ve küçüklük yönünden farklı değerlendirmeler vardır. Esas mesaj, Allah’ın örnek vermesinin örneğin küçük veya büyük oluşuna bağlı olmamasıdır
## Bakara 27. Ayet
الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Anlamı: Onlar, Allah’ın ahdini sağlamlaştırıldıktan sonra bozarlar; Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
#### Ayetin anlamlı parçaları
الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ
Onlar Allah’ın ahdini sağlamlaştırıldıktan sonra bozarlar
وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ
Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparırlar
وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ
Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar
أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| الَّذِينَ | İsm-i mevsul | O kimseler ki — Önceki ayetteki fâsıkları açıklar |
| يَنْقُضُونَ | Muzari fiil | Bozarlar, çözerler — Muradifi يَنْكُثُونَ |
| عَهْدَ | İsim | Ahdi, sözü — Muzaf, mansub |
| اللَّهِ | Özel isim | Allah’ın — Muzafun ileyh |
| مِنْ | Harf-i cer | -den |
| بَعْدِ | Zarf | Sonra — Muzaf |
| مِيثَاقِهِ | İsim + zamir | Onun sağlamlaştırılmasından — مِيثَاقِ + هِ |
| وَيَقْطَعُونَ | Harf + fiil | Ve koparırlar — Muradifi يَفْصِلُونَ |
| مَا | İsm-i mevsul | O şeyi ki |
| أَمَرَ | Mâzi fiil | Emretti |
| اللَّهُ | Özel isim | Allah — Fail |
| بِهِ | Harf + zamir | Onu, onun hakkında — أَمَرَ بِـ yapısı |
| أَنْ | Nasb harfi | ...-mesini |
| يُوصَلَ | Meçhul muzari | Birleştirilmesi — أَنْ ile mansub |
| وَيُفْسِدُونَ | Harf + fiil | Ve bozgunculuk yaparlar |
| فِي | Harf-i cer | -de |
| الْأَرْضِ | İsim | Yeryüzünde — Marife |
| أُولَٰئِكَ | İşaret ismi | İşte onlar — Uzak çoğul işareti, marife |
| هُمُ | Ayrık zamir | Onlar — Burada zamir-i fasl |
| الْخَاسِرُونَ | İsm-i fâil | Hüsrana uğrayanlar — ال takısıyla marife, merfu |
> **DİKKAT — عَهْدٌ / مِيثَاقٌ**
عَهْدٌ ahit ve yükümlülük, مِيثَاقٌ sağlamlaştırılmış ahit anlamına gelir. Ayette kuvvetle bağlanmış bir ahdin bozulması anlatılır
> **DİKKAT — أَمَرَ بِـ / أَنْ يُوصَلَ**
أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ
Allah onun birleştirilmesini emretti
أَنْ يُوصَلَ mastar-ı müevveldir; بِهِ zamirinden bedel kabul eden nahiv açıklaması vardır
أَمَرَ اللَّهُ بِوَصْلِهِ
Allah onun birleştirilmesini emretti
> **DİKKAT — أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ**
أُولَٰئِكَ işaret ismi, هُمُ zamir-i fasl, الْخَاسِرُونَ marife haberdir
أُولَٰئِكَ الْخَاسِرُونَ
Onlar hüsrana uğrayanlardır
أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
İşte hüsrana uğrayanların ta kendileri onlardır. Zamir vurgu ve tahsisi kuvvetlendirir
## Bakara 28. Ayet
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Anlamı: Siz cansız iken Allah size hayat verdi. Sonra sizi öldürecek, ardından yeniden diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz. Öyleyken Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz?
#### Ayetin anlamlı parçaları
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ
Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz?
وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ
Oysa siz cansızdınız; O size hayat verdi
ثُمَّ يُمِيتُكُمْ
Sonra sizi öldürecek
ثُمَّ يُحْيِيكُمْ
Sonra sizi yeniden diriltecek
ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Sonra O’na döndürüleceksiniz
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| كَيْفَ | İstifham ismi | Nasıl — Burada inkâr ve kınama anlamı |
| تَكْفُرُونَ | Muzari fiil | İnkâr ediyorsunuz |
| بِاللَّهِ | Harf + isim | Allah’ı — كَفَرَ بِـ kullanımı |
| وَكُنْتُمْ | Harf + fiil + zamir | Oysa siz idiniz — Hâl anlamlı وَ |
| أَمْوَاتًا | İsim | Ölüler, cansız varlıklar — كَانَ fiilinin haberi, mansub |
| فَأَحْيَاكُمْ | Harf + fiil + zamir | Böylece size hayat verdi |
| ثُمَّ | Atıf harfi | Sonra |
| يُمِيتُكُمْ | Fiil + zamir | Sizi öldürecek — أَمَاتَ fiilinden |
| ثُمَّ | Atıf harfi | Sonra |
| يُحْيِيكُمْ | Fiil + zamir | Sizi diriltecek — أَحْيَا fiilinden |
| ثُمَّ | Atıf harfi | Sonra |
| إِلَيْهِ | Harf + zamir | O’na — إِلَىٰ + هِ |
| تُرْجَعُونَ | Meçhul muzari | Döndürüleceksiniz — رَجَعَ kökünden |
> **DİKKAT — الِاسْتِفْهَامُ الْإِنْكَارِيُّ**
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ
Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz?
Bu soru bilgi almak için değil, inkârın tutarsızlığını göstermek için sorulur
وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ
Siz cansızdınız; O size hayat verdi
> **DİKKAT — أَحْيَا / أَمَاتَ**
أَحْيَا hayat verdi; أَمَاتَ öldürdü. Karşıt fiiller insanın hayat, ölüm ve yeniden diriliş aşamalarını belirginleştirir
> **DİKKAT — إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ**
تُرْجَعُونَ إِلَيْهِ
O’na döndürüleceksiniz
إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ayette إِلَيْهِ öne alınarak dönüşün Allah’a olduğu vurgulanır; bağlama göre tahsis de ifade eder
## Bakara 29. Ayet
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَىٰ إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Anlamı: Yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
#### Ayetin anlamlı parçaları
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا
Yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yaratan O’dur
ثُمَّ اسْتَوَىٰ إِلَى السَّمَاءِ
Sonra göğe yöneldi
فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ
Böylece onları yedi gök olarak düzenledi
وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
O, her şeyi hakkıyla bilendir
#### Kelime çözümlemesi
| Kelime | Türü | Anlamı ve açıklaması |
| --- | --- | --- |
| هُوَ | Ayrık zamir | O — Marife, müpteda |
| الَّذِي | İsm-i mevsul | O ki, ...-en — Marife, haber |
| خَلَقَ | Mâzi fiil | Yarattı |
| لَكُمْ | Harf + zamir | Sizin için |
| مَا | İsm-i mevsul | Her ne varsa, şeyleri |
| فِي | Harf-i cer | -de |
| الْأَرْضِ | İsim | Yeryüzünde — Marife |
| جَمِيعًا | İsim | Hepsini, bütünüyle — Kapsamı pekiştiren hâl |
| ثُمَّ | Atıf harfi | Sonra |
| اسْتَوَىٰ | Mâzi fiil | Yöneldi — Burada إِلَىٰ ile kullanılan fiil |
| إِلَى | Harf-i cer | -e doğru |
| السَّمَاءِ | İsim | Göğe — Marife |
| فَسَوَّاهُنَّ | Harf + fiil + zamir | Böylece onları düzenledi — فَ + سَوَّىٰ + هُنَّ |
| سَبْعَ | Sayı | Yedi — Mansub |
| سَمَاوَاتٍ | İsim | Gökler — Nekra, sayının temyizi |
| وَهُوَ | Harf + ayrık zamir | Ve O — Müpteda |
| بِكُلِّ | Harf + isim | Her ... hakkında — بِـ + كُلِّ |
| شَيْءٍ | İsim | Şey — Muzafun ileyh, nekra |
| عَلِيمٌ | İsim | Hakkıyla bilen — Mübalağalı sıfat |
> **DİKKAT — هُوَ / هُنَّ**
هُوَ الَّذِي خَلَقَ ifadesinde هُوَ Allah’a; فَسَوَّاهُنَّ ifadesindeki هُنَّ göklere döner. السَّمَاءِ tekil biçimde geçse de cins anlamıyla göklere delalet etmesi üzerinden çoğul zamir açıklanır
> **DİKKAT — اسْتَوَىٰ إِلَىٰ**
ثُمَّ اسْتَوَىٰ إِلَى السَّمَاءِ
Burada اسْتَوَىٰ, إِلَىٰ ile birlikte kullanılır. Göklerin yaratılması ve düzenlenmesi bağlamı söz konusudur; ilahî fiil insanın bedensel hareketiyle özdeşleştirilmez
> **DİKKAT — بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ**
عَالِمٌ bilen; عَلِيمٌ hakkıyla bilen anlamındadır. بِكُلِّ شَيْءٍ ifadesinin öne gelmesi ilahî bilginin kapsamını vurgular
### 4. SAYFA — DEĞERLENDİRME
#### A. Çoktan seçmeli sorular
1. أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ ifadesinde جَنَّاتٍ neden kesreyle mansubdur?
A) Harf-i cerden sonra geldiği için B) Cem-i müennes sâlim olduğu için C) Müpteda olduğu için
2. هَٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ifadesinde هَٰذَا nedir?
A) İşaret ismi B) İsm-i mevsul C) Fiil
3. رُزِقُوا ve أُتُوا fiillerinin ortak özelliği nedir?
A) Emir olmaları B) Etken olmaları C) Meçhul olmaları
4. فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ ifadesindeki أَمَّا ne bildirir?
A) Yasaklama B) Açıklama ve karşılaştırma C) Şartın geçmişte gerçekleşmesini
5. وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ ifadesindeki üslup hangisidir?
A) الْقَصْرُ بِالنَّفْيِ وَالِاسْتِثْنَاءِ B) الِاسْتِفْهَامُ C) النِّدَاءُ
6. أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ifadesindeki هُمُ nedir?
A) İşaret ismi B) Harf-i cer C) Zamir-i fasl
7. أَنْ يُوصَلَ ifadesindeki يُوصَلَ nasıl bir fiildir?
A) Etken mâzi B) Meçhul muzari C) Emir
8. كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ ifadesindeki soru ne amaçla kullanılmıştır?
A) İnkârın tutarsızlığını göstermek B) Yer sormak C) Zaman sormak
9. فَسَوَّاهُنَّ kelimesindeki هُنَّ neyi göstermektedir?
A) İnsanları B) Gökleri C) Yeryüzündeki hayvanları
10. هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ ifadesinde hangi iki marife türü vardır?
A) Zamir ve ism-i mevsul B) Nekra ve özel isim C) İşaret ismi ve harf
**Cevap anahtarı: 1-B | 2-A | 3-C | 4-B | 5-A | 6-B | 7-B | 8-A | 9-B | 10-A**
#### B. Kelime çözümleme
Kelimeleri bileşenlerine ayırınız ve bitişik zamirlerin dönüş yerlerini açıklayınız:
تَحْتِهَا — رَبِّهِمْ — بِهَٰذَا — مِيثَاقِهِ — فَسَوَّاهُنَّ
#### C. Kısa anlam ve kavrama soruları
1. Bakara 25
قَالُوا هَٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ
Soru: هَٰذَا neyi gösterir? الَّذِي ile nasıl anlam ilişkisi kurar?
2. Bakara 26
فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ
Soru: أَمَّا ... فَـ yapısıyla hangi gruplar karşılaştırılır? Tutumları nasıl farklılaşır?
3. Bakara 27
أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Soru: هُمُ zamiri anlamı nasıl kuvvetlendirir? Olmasaydı hangi vurgu zayıflardı?
4. Bakara 28
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ
Soru: كَيْفَ neden yalnızca bilgi istemez? Hangi gerçek hatırlatılır?
5. Bakara 29
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا
فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ
Soru: هُوَ ve هُنَّ aynı varlığa mı döner? İkisini açıklayınız
---
[[00-NAHİV KAVRAMLARI VE AYET ÖRNEKLERİ|← Nahiv Kavramları Ana Dizini]]