[[Ana Sayfa]] [[01 Dr. Mâhir el-Cûdî ile Nahiv Dersleri]] 3 DERSİN VİDEOSU https://youtu.be/Lwok7g5WQ3M NAHİV ÇALIŞMASI – İSM-İ MEVSÛL (الْاِسْمُ الْمَوْصُولُ) .. A. GENEL BİLGİ İsm-i mevsûl, kendisinden sonra gelen bir cümleyi (sıla cümlesi) kendisinden önceki bir isme bağlayan kelimedir. Türkçede genellikle “…en, …an, …dığı, …dığı şey” gibi sıfat-fiil ekleriyle veya “ki o” bağlacıyla karşılanır. Arapçada ism-i mevsûlün kendisi mebnîdir (çoğu durumda sonu değişmez), ancak sıfat veya isim olarak geldiği konuma göre mahalli i‘râbı vardır. Temel yapı şöyledir: - Mevsûf (açıklanan isim): İsm-i mevsûlden önce gelir. - İsm-i mevsûl: الَّذِي، الَّتِي، الَّذِينَ gibi kelimeler. - Sıla cümlesi: İsm-i mevsûlden sonra gelen ve onu açıklayan cümle. - Âid zamiri: Sıla cümlesi içinde ism-i mevsûle geri dönen gizli veya açık zamir. Örnek: جَاءَ الرَّجُلُ الَّذِي جَاءَ أَمْسِ (Dün gelen adam geldi.) Burada: - الرَّجُلُ → mevsûf - الَّذِي → ism-i mevsûl - جَاءَ أَمْسِ → sıla cümlesi - âid → جَاءَ fiilinin faili olan gizli “هُوَ” zamiri Not: Cümle nekre (belirsiz) bir isimden sonra gelirse sıfat, marife (belirli) bir isimden sonra gelirse hâl olur. الْجُمَلُ بَعْدَ النَّكِرَاتِ صِفَاتٌ وَبَعْدَ الْمَعَارِفِ أَحْوَالٌ (Cümleler nekralardan sonra sıfat, marifelerden sonra hâl olur.) Ayrıca Arapça kelime başında sakin harfle başlamaz ve harekesiz harf üzerinde durulmaz: الْعَرَبُ لَا تَبْدَأُ بِسَاكِنٍ وَلَا تَقِفُ عَلَى مُتَحَرِّكٍ (Araplar sakin harfle başlamaz ve hareketli harf üzerinde durmaz.) B. HÂS (ÖZEL) İSM-İ MEVSÛLLER 1. الَّذِي – Müzekker (Eril) Tekil > Kullanım: Akıllı veya akılsız, belirli bir eril ismi açıklar. > > Türkçe karşılığı: “…en, …an, …dığı (o ki)” Notunuzdaki anlatım: جَاءَ الرَّجُلُ – الرَّجُلُ جَاءَ أَمْسِ – جَاءَ الرَّجُلُ الَّذِي جَاءَ أَمْسِ (Dün gelen adam geldi.) Ayet Örnekleri (5 Ayet): 1. Bakara 257: اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ (Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.) 2. Bakara 21: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ (Ey insanlar! Sizi yaratan Rabbinize kulluk edin.) 3. Mülk 1: تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ (Mülk elinde olan [Allah] ne yücedir!) 4. Alak 4: الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (O, kalemle öğretendir.) 5. Bakara 185: شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ (Ramazan ayı, içerisinde Kur’an indirilen aydır.) Bu örneklerde “الَّذِي” Türkçeye “…en, …an, …dığı” şeklinde çevrilebilir. Örneğin “الَّذِي خَلَقَكُمْ” → “sizi yaratan”; “الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ” → “kalemle öğreten”. --- 2. الَّتِي – Müennes (Dişil) Tekil > Kullanım: Belirli bir dişil ismi açıklar. > > Türkçe karşılığı: “…en, …an, …dığı (o ki – dişil)” Notunuzdaki anlatım: اشْتَرَيْتُ الْحَقِيبَةَ – الْحَقِيبَةُ رَأَيْتُهَا فِي السُّوقِ – اشْتَرَيْتُ الْحَقِيبَةَ الَّتِي رَأَيْتُهَا فِي السُّوقِ (Çarşıda gördüğüm çantayı satın aldım.) Ayet Örnekleri (5 Ayet): 1. Bakara 24: فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ (Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.) 2. Tahrîm 11: وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا (İffetini korumuş olan İmran kızı Meryem’i de…) 3. Nahl 92: وَلَا تَكُونُوا كَالَّتِي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ أَنكَاثًا (İpliğini kuvvetle büktükten sonra çözen kadın gibi olmayın.) 4. A‘râf 137: وَأَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا (Hor görülen o kavmi, içinde bereketler kıldığımız topraklara mirasçı yaptık.) 5. Hac 46: فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ (Gerçekte gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalpler kör olur.)  “الَّتِي” içeren bu ayetlerde de aynı mantık geçerlidir: “الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ” → “yakıtı insanlar olan”; “الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا” → “iffetini korumuş olan”. --- 3. الَّذِينَ – Çoğul (Eril / Genel Kur’an Hitabı) > Kullanım: Akıllı varlıkların çoğulu için kullanılır. Kur’an’da en sık geçen ism-i mevsûldür. > > Türkçe karşılığı: “…enler, …anlar, …dıkları (onlar ki)” Notunuzdaki anlatım: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (Ey iman edenler!) وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا (Bizimle karşılaşmayı ummayanlar) Ayet Örnekleri (5 Ayet): 1. Bakara 183: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ (Ey iman eden kimseler! Oruç üzerinize farz kılındı.) 2. Furkân 21: وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ (Bizimle karşılaşmayı ummayanlar dediler ki: “Bize melekler indirilseydi ya!”) 3. Fâtiha 7: صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ (Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna…) 4. Bakara 3: الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Onlar ki gayba iman ederler ve namazı dosdoğru kılarlar.) 5. Âl-i İmrân 134: الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ (Onlar ki bollukta ve darlıkta infak ederler.)  “الَّذِينَ” genellikle “…enler, …anlar” diye çevrilir. “الَّذِينَ آمَنُوا” → “iman edenler”; “الَّذِينَ يُنفِقُونَ” → “infak edenler”. --- 4. Müşterek İsm-i Mevsûller: مَنْ ve مَا Arapçada bazı ism-i mevsûller müşterektir; yani tek bir lafız hem eril hem dişil, hem tekil hem çoğul için kullanılabilir. a) مَنْ – Akıllı varlıklar için > Türkçe karşılığı: “kim, kimse, …en kişi” Örnek: مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ (Kim kötülük yaparsa onunla cezalandırılır.) – Nisâ 123 b) مَا – Akılsız varlıklar için (bazen akıllılar için de kullanılır) > Türkçe karşılığı: “şey, …dığı şey, …en şey” Ayet Örnekleri (5 Ayet): 1. Nahl 96: مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ اللَّهِ بَاقٍ (Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katındakiler ise bâkidir.) 2. Bakara 272: وَمَا تُنفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنفُسِكُمْ (Hayırdan ne infak ederseniz kendiniz içindir.) 3. Nisâ 79: مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ (Sana gelen her iyilik Allah’tandır.) 4. Nahl 53: وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ (Sahip olduğunuz her nimet Allah’tandır.) 5. Bakara 255: مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ (Göklerde ve yerde olanlar O’nundur.)  “مَا” genellikle “…dığı şey, …en şey” diye çevrilir. “مَا عِندَكُمْ” → “yanınızda olan şey”; “مَا فِي السَّمَاوَاتِ” → “göklerde olanlar”. --- C. ÖZEL İSİMDEN SONRA İSM-İ MEVSÛL İsm-i mevsûl bazen özel bir isimden sonra gelerek o ismi açıklar: زُرْتُ مَدِينَةَ دِمَشْقَ الَّتِي فِي سُورِيَةَ (Suriye’de bulunan Şam şehrini ziyaret ettim.) Burada: - مَدِينَةَ دِمَشْقَ → mevsûf (açıklanan isim) - الَّتِي → ism-i mevsûl - فِي سُورِيَةَ → sıla cümlesi Önemli not: Kur’an’da “الَّتِي” kelimesi “الَّذِي” ve özellikle “الَّذِينَ” kadar sık geçmez. Bu nedenle örnekleri zorlamak yerine gerçekten bulunan ayetleri kullanmak nahiv açısından daha doğrudur. Amaç çok örnek vermek değil, doğru örnek üzerinden yapıyı otomatikleştirmektir. --- D. ALIŞTIRMA: AYETLERİ İSM-İ MEVSÛLÜ BAZ ALARAK ÇEVİRİN Aşağıdaki ayetleri, ism-i mevsûl yapısını dikkate alarak Türkçeye çeviriniz. Önceden ism-i mevsûle gelince “…ki o” diyerek mana veriyordunuz; şimdi “…en, …an, …dığı” anlamlarını kullanarak çeviriniz. 1. الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى (A‘lâ 2) 2. وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى (A‘lâ 3) 3. الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ (Bakara 3) 4. الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا (Tahrîm 12) 5. مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ (Nahl 96) 6. الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (Alak 4) 7. وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا (Furkân 21) 8. مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ (Bakara 255) Çeviri İpucu: - “الَّذِي” → “…en, …an, …dığı” - “الَّتِي” → “…en, …an, …dığı” (dişil) - “الَّذِينَ” → “…enler, …anlar” - “مَا” → “…dığı şey, …en şey” ---