[[Ana Sayfa]] [[002 Fihrist]] **مُقَدِّمَةٌ** لَيْسَ الطَّرِيقُ مَكَانًا لِلْمُرُورِ فَقَطْ، بَلْ هُوَ مَيْدَانٌ مِنْ مَيَادِينِ الْأَخْلَاقِ وَالْآدَابِ Yol, sadece geçip gidilen bir yer değil; ahlâk ve edep meydanlarından biridir. فَفِي الطَّرِيقِ يَلْقَى الْإِنْسَانُ النَّاسَ، وَفِي الطَّرِيقِ تَظْهَرُ حَقِيقَةُ أَخْلَاقِهِ İnsan yolda insanlarla karşılaşır; işte yolda onun ahlâkının hakikati ortaya çıkar. وَكَمَا أَنَّ لِلْبَيْتِ آدَابًا، وَلِلْمَجْلِسِ آدَابًا، فَلِلطَّرِيقِ أَيْضًا آدَابٌ وَحُقُوقٌ Nasıl evin ve meclisin edepleri varsa, yolun da edepleri ve hakları vardır. وَمَا أَحْوَجَ النَّاسَ الْيَوْمَ إِلَى إِحْيَاءِ آدَابِ الطَّرِيقِ İnsanlar bugün yol edeplerini yeniden ihya etmeye ne kadar da muhtaçtır! --- **مِنَ الْقُرْآنِ الْكَرِيمِ** **قَالَ اللَّهُ تَعَالَى****:** ﴿وَعِبَادُ الرَّحْمَٰنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا﴾ **(سورة الفرقان: ٦٣)** Furkan 63 [[025-063]] "Rahmân'ın kulları, yeryüzünde tevazu ile yürüyen kimselerdir." --- **وَقَالَ تَعَالَى** ﴿وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا ۖ إِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْأَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا﴾ **(سورة الإسراء: ٣٧)** İsra 37 [[017-037]] "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de dağlar kadar yükselebilirsin." --- **وَقَالَ تَعَالَى** ﴿وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ﴾ **(سورة لقمان: ١٩)** "Yürüyüşünde ölçülü ol." --- **تَأَمُّلٌ** **Tefekkür etmek** لَمْ يَتْرُكِ الْإِسْلَامُ حَتَّى الطَّرِيقَ بِلَا هِدَايَةٍ İslam, yolu bile rehbersiz bırakmamıştır. فَكَيْفَ يَتْرُكُ الْقُلُوبَ وَالْأَرْوَاحَ؟ Öyleyse kalpleri ve ruhları nasıl başıboş bırakır? --- **مِنَ السُّنَّةِ النَّبَوِيَّةِ** **قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ** «إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ فِي الطُّرُقَاتِ» "Yollarda oturmaktan sakının." فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا لَنَا بُدٌّ مِنْ مَجَالِسِنَا Ashab: "Ey Allah'ın Resûlü! Oturmaktan başka çaremiz yok." dediler. فَقَالَ ﷺ «فَإِذَا أَبَيْتُمْ إِلَّا الْمَجْلِسَ، فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهُ» Bunun üzerine Nebî ﷺ şöyle buyurdu: "Öyleyse yolun hakkını verin." قَالُوا: وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ؟ "Yolun hakkı nedir?" diye sordular. قَالَ «غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الْأَذَى، وَرَدُّ السَّلَامِ، وَالْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ، وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ» **(متفق عليه)** Nebî ﷺ şöyle buyurdu: "Gözü haramdan sakınmak, eziyet vermemek, selâmı almak, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır." --- **وَقَالَ ﷺ** «الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً... وَإِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ» **(متفق عليه)** "İmanın yetmiş küsur şubesi vardır… Yoldan eziyet verici şeyi kaldırmak da imanın bir şubesidir." --- **وَقَالَ ﷺ** «اتَّقُوا اللَّعَّانَيْنِ» "Lanet gerektiren iki şeyden sakının." قَالُوا: وَمَا اللَّعَّانَانِ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ "Onlar nelerdir?" diye sordular. قَالَ: «الَّذِي يَتَخَلَّى فِي طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ فِي ظِلِّهِمْ» **(رواه مسلم)** Nebî ﷺ buyurdu: "İnsanların yoluna veya gölgelendikleri yere eziyet verecek şekilde ihtiyaç gidermektir." --- **تَأَمُّلٌ** **Tefekkür etmek** مَا أَعْظَمَ هَذَا الدِّينَ Bu din ne yücedir! فَقَدْ جَعَلَ إِزَالَةَ الْحَجَرِ أَوِ الشَّوْكَةِ مِنَ الطَّرِيقِ شُعْبَةً مِنَ الْإِيمَانِ Taşı veya dikeni yoldan kaldırmayı bile imanın bir parçası saymıştır. فَالْمُؤْمِنُ لَا يَعِيشُ لِنَفْسِهِ وَحْدَهَا، بَلْ يَعِيشُ لِنَفْعِ النَّاسِ أَيْضًا Mümin yalnız kendisi için değil, insanların faydası için de yaşar. **مِنْ أَقْوَالِ الْعُلَمَاءِ** **Ulemanın sözlerinden** **قَالَ الْإِمَامُ النَّوَوِيُّ رحمه الله** İmam Nevevi **كَفُّ الْأَذَى مِنْ أَعْظَمِ الْمَكَارِمِ****، وَبِهِ تَسْلَمُ الْقُلُوبُ وَالْمُجْتَمَعَاتُ** "Eziyet vermemek en büyük güzel ahlâklardandır. Bununla kalpler ve toplumlar huzura kavuşur." --- **وَقَالَ الْإِمَامُ الْغَزَالِيُّ رحمه الله** İmam Gazali **مِنْ حَقِيقَةِ الْمُرُوءَةِ أَنْ يَسْلَمَ النَّاسُ مِنْ أَذَى الْمَرْءِ** "Mürüvvetin hakikatlerinden biri de insanların kişinin eziyetinden emin olmasıdır." --- **آدَابٌ وَتَوْجِيهَاتٌ** **Edepler ve Tavsiyeler** **اغْضُضْ بَصَرَكَ** Gözünü haramdan sakın. **كُفَّ أَذَاكَ عَنِ النَّاسِ** İnsanlara eziyet verme. **رُدَّ السَّلَامَ** Verilen selâmı al. **أَزِلِ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ** Yoldaki eziyet verici şeyleri kaldır. **امْشِ بِتَوَاضُعٍ وَوَقَارٍ** Tevazu ve vakar ile yürü. **اجْعَلْ مَرُورَكَ فِي الطَّرِيقِ رَحْمَةً لِلنَّاسِ** Yoldan geçişini insanlar için bir rahmet vesilesi yap. --- **تَأَمُّلٌ** كَمْ مِنْ إِنْسَانٍ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ بِعَمَلٍ يَرَاهُ النَّاسُ صَغِيرًا Nice insanlar vardır ki insanların küçük gördüğü bir amelle cennete girerler! وَكَمْ مِنْ شَوْكَةٍ أُزِيلَتْ مِنَ الطَّرِيقِ، فَكَانَتْ سَبَبًا لِرِضْوَانِ اللَّهِ Nice dikenler vardır ki yoldan kaldırılmış ve Allah'ın rızasına vesile olmuştur. فَلَا تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا Öyleyse hiçbir iyiliği küçük görme. --- **فَوَائِدُ وَتَأَمُّلَاتٌ** **Faydalar ve Düşündüren Noktalar** **الطَّرِيقُ لَهُ حُقُوقٌ** Yolun da hakları vardır. **كَفُّ الْأَذَى صَدَقَةٌ** Eziyet vermemek sadakadır. **إِمَاطَةُ الْأَذَى مِنَ الْإِيمَانِ** Yoldan eziyet verici şeyleri kaldırmak imandandır. **امْشِ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا** Yeryüzünde tevazu ile yürü. **الْمُؤْمِنُ مِفْتَاحٌ لِلْخَيْرِ** Mümin hayrın anahtarıdır. **لَا تَكُنْ سَبَبًا فِي أَذَى أَحَدٍ** Hiç kimsenin eziyetine sebep olma. --- **خَاتِمَةٌ** إِنَّ الطَّرِيقَ يَجْمَعُ بَيْنَ أُنَاسٍ لَا يَعْرِفُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا، وَلَكِنَّ الْإِسْلَامَ جَعَلَ بَيْنَهُمْ حُقُوقًا وَآدَابًا Yol, birbirini tanımayan insanları bir araya getirir. Fakat İslam onların arasına haklar ve edepler koymuştur. فَالْمُسْلِمُ حَيْثُمَا كَانَ، يَحْمِلُ أَخْلَاقَهُ مَعَهُ Müslüman nerede olursa olsun ahlâkını yanında taşır. وَمَا أَجْمَلَ الْمُجْتَمَعَ إِذَا سَارَ أَهْلُهُ فِي الطُّرُقَاتِ بِالسَّكِينَةِ، وَكَفُّوا أَذَاهُمْ عَنِ النَّاسِ İnsanları yollarda sükûnetle yürüyen ve başkalarına eziyet etmekten sakınan bir toplum ne güzeldir! [[Ana Sayfa]] [[002 Fihrist]]