بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
==**وَهُوَ فِي القُرْآنِ عَلَى اثْنَيْ عَشَرَ وَجْهًا**==
==**Bu kelime Kur'an'da** **on iki** **farklı vecihte (anlamda)** **geçer:**==
---
==**الأَوَّلُ: الأَمْرُ**==
==**Birincisi: Emir (Buyruk)**==
**قَالَ اللَّهُ: (==وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ==) أَيْ: أَمَرَ أَنْ نَعْبُدَ اللَّهَ وَحْدَهُ**
Allah şöyle buyurmuştur: "==Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi **kaza etti/emretti**" (İsrâ, 23).==
[[017-023]]
Yani: Sadece Allah’a ibadet etmemizi emretti.
وقيل: فرض، وهو قريب من الأول، ولا يقال: قضاء إلا فيما كان لازما من الفروض؛ فأمَّا **النوافل** فلا يقال فيها القضاء
Ayrıca bunun bir yükümlülük olduğu da söylenmiştir ki bu da ilk anlama yakındır.
“Emir” terimi yalnızca farz ibadetler için kullanılır; **nafile ibadetler için kullanılmaz.**
**----- 17 - İsra Suresi - Ayet 23**
| | | |
|---|---|---|
|**وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اِيَّاهُ**<br><br>وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا<br><br>اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلَاهُمَا<br><br>فَلَا تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا<br><br>وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرٖيمًا||**Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi,**<br><br>ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde **emretti.**<br><br>Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa,<br><br>kendilerine «of!» bile deme; onları azarlama;<br><br>ikisine de güzel söz söyle.|
**وَقِيلَ: فَرَضَ، وَهُوَ قَرِيبٌ مِنَ الأَوَّلِ**
Bir görüşe göre "farz kıldı" demektir ki bu ilk anlamla yakındır.
TEKRAR
**وَلا يُقَالُ: قَضَاءٌ** **إِلَّا فِيمَا كَانَ لَازِمًا مِنَ الفُرُوضِ؛ فَأَمَّا النَّوَافِلُ فَلَا يُقَالُ فِيهَا القَضَاءُ**
Kazâ ifadesi ancak yerine getirilmesi zorunlu olan farzlar için kullanılır; nafileler hakkında ise "kaza" tabiri (bu anlamda) kullanılmaz.
---
==**الثَّانِي: بِمَعْنَى العِلْمِ**==
==**İkincisi: Bilgi (Bildirme) Anlamında**==
**قَالَ اللهُ: (==وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ إِذْ قَضَيْنَا إِلَى مُوسَى الْأَمْرَ==) أَيْ: أَعْلَمْنَاهُ**
Allah şöyle buyurmuştur: "Biz Musa’ya o işi ==kaza ettiğimizde/ bildirdiğimizde== sen batı tarafında değildin" (Kasas, 44).
[[028-044]]
Yani: Ona bildirdiğimizde.
Allah şöyle buyurdu: ((Resûlüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz/**BİLDİRDİĞİMİZDE** sırada, sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de değildin.)
----- 28 - Kasas Suresi - Ayet 44
| | | |
|---|---|---|
|وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِىِّ اِذْ قَضَيْنَا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ<br><br>وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِدٖينَ||(Ey Muhammed!) Mûsâʼya o emri verdiğimiz/**bildirdiğimiz** zaman sen (vadinin) batı tarafında değildin.<br><br>(O olayı) görenlerden de değildin.|
**وَإِذَا قُلْتَ: قَضَيْتُ إِلَيْكَ، فَهُوَ بِمَعْنَى العِلْمِ، وَقَضَيْتُ عَلَيْكَ بِمَعْنَى الحُكْمِ**
Eğer "Sana kaza ettim" dersen bu bildirmek (bilgi vermek) anlamındadır; "Sana (aleyhine) kaza ettim" dersen hükmetmek anlamındadır.
**وَمِثْلُهُ: (==وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ الْأَمْرَ==) ثُمَّ فَسَّرَ مَا الأَمْرُ،**
Şu ayet de böyledir: "==Ona şu işi kaza ettik (bildirdik)=="
(Hicr, 66)
[[015-066]]
**وَقَالَ: (أَنَّ دَابِرَ هَؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحِينَ)**
Sonra bu işin ne olduğunu tefsir ederek şöyle buyurmuştur: "Sabaha çıkarken şunların arkası kesilmiş olacaktır."
[[015-066]]
(Hicr, 66)
**----- 15 - Hicr Suresi - Ayet 66**
| | | |
|---|---|---|
|~~15.66~ <br>~ ~ ~ <br>وَقَضَيْنَا اِلَيْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ<br><br>اَنَّ دَابِرَ هٰؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحٖينَ||Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: '<br><br>Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.'|
**كَأَنَّهُ قَالَ: وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ أَنَّ دَابِرَ هَؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ**
Sanki şöyle demiştir: "Şunların kökünün kesileceğini ona bildirdik."
**وَمِثْلُهُ: (==وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ==)**
**أَيْ: أَعْلَمْنَاهُمْ ذَلِكَ**
Benzer şekilde: "==Kitapta İsrailoğullarına kaza ettik ki/bildirdik ki, yeryüzünde mutlaka iki kez bozgunculuk çıkaracaksınız" (İsrâ, 4).== Yani: Onlara bunu bildirdik.
[[017-004]]
**----- 17 - İsra Suresi - Ayet 4**
| | | |
|---|---|---|
|وَقَضَيْنَا اِلٰى بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ فِى الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِى الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبٖيرًا||Biz, Kitapʼta (Tevratʼta) İsrailoğullarına, 'Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz' diye hükmettik.|
**وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ القَضَاءُ** **فِي هَذِهِ الآيَاتِ بِمَعْنَى الوَحْيِ، فَقَوْلُهُ: (وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ) أَيْ: أَوْحَيْنَا إِلَى أَنْبِيَائِهِمْ**
Bu ayetlerdeki kadânın "vahiy" anlamında olması da mümkündür; "İsrailoğullarına kada ettik" ifadesi "Onların peygamberlerine vahyettik" demektir.
---
==**الثَّالِثُ: الإِتْمَامُ وَالفَرَاغُ**==
==**Üçüncüsü: Tamamlama ve Boşa çıkma (Bitirme)**==
**قَالَ اللهُ: (==فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ==) أَيْ: أَتْمَمْتُمُوهَا وَفَرَغْتُمْ مِنْهَا**
Allah şöyle buyurmuştur: "==Hac ibadetlerinizi kada ettiğinizde (bitirdiğinizde==)..." (Bakara, 200). Yani: Onları tamamlayıp bitirdiğinizde.
[[002-200]]
**(فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءَكُمْ) أَيْ: لَا تَقْطَعُوا ذِكْرَهُ لِفَرَاغِكُمْ مِنْ مُتَعَبَّدَاتِكُمْ**
"...babalarınızı andığınız gibi Allah'ı anın." Yani: İbadetlerinizi bitirdiğiniz için O'nun zikrini kesmeyin.
**----- 2 - Bakara Suresi - Ayet 200** ~ ~ ~
| | | |
| ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِى الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ | | Hac ibadetinizi ==bitirdiğinizde==, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allahʼı anın. İnsanlardan, 'Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver' diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur. |
**وَكَانَتِ العَرَبُ إِذَا أَرَادَتِ الصَّدَرَ عَنِ الحَجِّ وَقَفَتْ بَيْنَ المَسْجِدِ وَالجَبَلِ بِمِنًى فَذَكَرَتْ مَحَاسِنَ آبَاءَهَا وَمَنَاقِبَهُمْ**
Araplar hacdan dönmek istediklerinde Mina'da mescid ile dağ arasında durur, babalarının güzelliklerini ve erdemlerini anlatırlardı.
**فَأَمَرَ اللهُ أَنْ يَذْكُرُوهُ وَيُثْنُوا عَلَيْهِ كَذِكْرِهِمْ آبَاءَهُمْ**
Bunun üzerine Allah, babalarını andıkları gibi Kendisini anmalarını ve O'na sena etmelerini emretti.
**ثُمَّ قَالَ: (أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا) وَأَرَادَ بَلْ أَشَدَّ ذِكْرًا**
Sonra "...veya daha şiddetli bir anışla" buyurdu; burada "bilakis daha şiddetli bir anışla" kastedilmiştir.
**لِأَنَّ نِعَمَ اللهِ عَلَيْهِمْ أَكْثَرُ مِنْ نِعَمِ غَيْرِهِمْ، وَوُقُوعُ (أَوْ) مَوْقِعَ (بل) مَعْرُوفٌ**
Çünkü Allah'ın onlara olan nimetleri başkalarının nimetlerinden daha çoktur. "Ev" (**أَوْ**) kelimesinin " **بل**" (bilakis) anlamında kullanılması (Arapçada) bilinen bir durumdur.
**وَمِنْهُ قَوْلُهُ: (أَوْ يَزِيدُونَ) أَيْ: بَلْ يَزِيدُونَ**
"(Yüz bin) veya daha artıyorlardı" (Saffât, 147) ayetindeki gibi; yani "bilakis artıyorlardı."
**وَقَالَ بَعْضُهُمْ: (أَوْ يَزِيدُونَ) عِنْدَكُمْ**
Bazıları ise "(Sizin kanaatinize göre) veya artıyorlar (görünürler)" demiştir.
----- 37 - Saffat Suresi - Ayet 147
| | | |
|---|---|---|
|وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَزٖيدُونَ||Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.|
**وَمِثْلُهُ (==فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ==)**
"" ==(Namazı kada ettiğinizde (bitirdiğinizde)Nisâ, 103==) ayeti de böyledir.
[[004-103]]
**----- 4 - Nisa Suresi - Ayet 103**
| | | |
|---|---|---|
|فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ فَاِذَا اطْمَاْنَنْتُمْ فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا||Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allahʼı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, müʼminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.|
**وَنَظِيرُهُ: (فَ==لَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا إِلَى قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ==)**
**أَيْ: فَلَمَّا فَرَغَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مِنْ قِرَاءَةِ القُرْآنِ**
Benzeri şudur: "==(Okuma) kaza edilince (bitince) uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler" (Ahkâf, 29).== Yani: Peygamber (s.a.v.) Kur'an okumayı bitirince.
[[046-029]]
**----- 46 - Ahkaf Suresi - Ayet 29**
| | | |
|---|---|---|
|وَاِذْ صَرَفْنَا اِلَيْكَ **نَفَرًا** **مِنَ الْجِنِّ** يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِرٖينَ||Hani Kurʼanʼı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, 'Susun!' dediler. Kurʼanʼın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.|
Ahkâf Suresi 29. ayette geçen "نَفَرًا" (nefer) ifadesi, Arap dilinde ve tefsir geleneğinde belirli bir sayı aralığını ifade etmek için kullanılır.
Bu kelimenin kapsadığı sayı aralığına dair teknik detaylar şöyledir:
**Kelime Anlamı ve Sayı Aralığı**
Arapça dil bilgisi ve lügat kurallarına göre "==nefer==", şu özellikleri taşır:
- **Sayı Aralığı:** ==Genellikle **3 ile 10** arasındaki erkek toplulukları (veya varlık grupları) için kullanılır.== Bazı dilbilimciler bu sınırı **3 ile 7** arası olarak da belirtmişlerdir, ancak ==genel kabul 10'a kadar olduğudur.==
- **Kapsam:** "Nefer" kelimesi, sayıca az olan ve bir amaç uğruna (savaş, yolculuk, tebliğ dinleme vb.) bir araya gelmiş grubu ifade eder.
- **Ayet Bağlamı:** Ahkâf 29'da Hz. Peygamber'den Kur'an dinleyen cinlerin sayısı hakkında kesin bir rakam verilmemekle birlikte, bu kelimenin kullanımı grubun kalabalık olmadığını (en fazla 10 civarı) göstermektedir.
Diğer İlgili Terimlerle Karşılaştırma Arapçada küçük toplulukları ifade eden diğer terimlerle "nefer" arasındaki farkı şu şekilde tablolaştırabiliriz:
**Diğer İlgili Terimlerle Karşılaştırma**
Arapçada küçük toplulukları ifade eden diğer terimlerle "nefer" arasındaki farkı şu şekilde tablolaştırabiliriz:
|**Terim**|**Sayı Aralığı**|**Özelliği**|
|---|---|---|
|**رهط** **(Raht)**|3 - 10|Genellikle aynı soydan gelen veya akraba olan küçük grup.|
|**بضع** **(Bid'un)**|3 - 9|Tam rakamı belirtilmeyen tekli rakamlar kümesi.|
|**نفر** **(Nefer)**|**3 - 10**|Belirli bir eylem için (seferberlik ruhuyla) toplanmış topluluk.|
|**عصبة** **(Usbe)**|10 - 40|Dayanışma içinde olan, birbirine bağlı güçlü grup.|
**Tefsirlerdeki Notlar**
Müfessirler, bu ayetteki cinlerin sayısı hakkında farklı rivayetler nakletmişlerdir. Kimi rivayetler onların **7 kişi** olduğunu, kimileri ise **9 kişi** olduğunu belirtir. Her iki ihtimal de "nefer" kelimesinin ifade ettiği **3-10** aralığına tam olarak uymaktadır.
==**الرَّابِعُ: بِمَعْنَى الفِعْلِ**==
==**Dördüncüsü: Fiil (Yapmak) Anlamında**==
**قَالَ اللَّهُ: ==(فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ)== أَيْ: افْعَلْ مَا أَنْتَ فَاعِلٌ**
[[020-072]]
Allah şöyle buyurmuştur: "==Yapacağın şeyi kaza et (yap)!" (Tâhâ, 72)==. Yani: Yapacağın şeyi yap.
**----- 20 - Taha Suresi - Ayet 114**
| | | |
| ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ ==مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰى اِلَيْكَ== وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖى عِلْمًا | | Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. ==Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce== Kurʼanʼı okumakta acele etme. 'Rabbim! İlmimi arttır' de. |
[[020-114]]
**(==إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا==) وَالحَيَاةُ نَصْبٌ عَلَى الظَّرْفِ**
[[020-072]]
"Sen ancak bu dünya hayatında kaza edebilirsin (hükmünü yürütebilirsin)." Burada "el-hayât" kelimesi zarf olduğu için mansubdur.
**وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ القَضَاءُ هُنَا الحُكْمَ أَيْ: احْكُمْ فِينَا بِمَا أَنْتَ حَاكِمٌ**
Buradaki kadânın "hüküm" anlamında olması da mümkündür; yani: "Hükmedeceğin şeyle hakkımızda hüküm ver."
**وَقَالَ: (==لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا)**==
Şöyle buyurmuştur: "Allah, olacak olan ==bir işi kaza etsin (yerine getirsin)== diye..." (Enfâl, 42)
**----- 8 - Enfal Suresi - Ayet 42**
[[008-042]]
| | | |
| -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ |
| ~~8.42~ <br>اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِى الْمٖيعَادِ وَلٰكِنْ لِيَقْضِىَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَیَّ عَنْ بَيِّنَةٍ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَمٖيعٌ عَلٖيمٌ~ ~ ~ | | Hani siz vadinin (Medineʼye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (müʼminlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. |
---
==**الخَامِسُ: بِمَعْنَى الإِرَادَةِ**==
==**Beşincisi: İrade Anlamında**==
**قَالَ اللَّهُ: (==فَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ==) أَيْ: إِذَا أَرَادَ أَمْرًا**
Allah şöyle buyurmuştur: "==Bir işi kada ettiğinde/istediğinde/irade ettiğinde== ona ancak 'Ol!' der, o da oluverir" (Bakara, 117). Yani: Bir işi irade ettiğinde.
**----- 2 - Bakara Suresi - Ayet 117**
[[002-117]]
| | | |
|---|---|---|
|بَدٖيعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِذَا قَضٰى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ||O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece 'ol' der, o da hemen oluverir.|
**أَيْ: إِذَا أَرَادَ أَمْرًا لَمْ يَتَعَذَّرْ عَلَيْهِ فِعْلُهُ، وَلَيْسَ هُنَاكَ قَوْلٌ، وَإِنَّمَا هُوَ عِبَارَةٌ عَنْ إِيجَادِهِ الفِعْلَ مِنْ غَيْرِ تَعَذُّرٍ**
Yani: Bir işi dilediğinde onu yapmak O’na zor gelmez. Orada (aslında) bir söz yoktur; bu, O’nun bir fiili zorluk çekmeden meydana getirmesinden ibarettir.
**إِذَا لَمْ يَحْتَمِلِ الكَلَامُ عَلَى هَذَا المَعْنَى فَسَدَ؛ لِأَنَّهُ لَا يَجُوزُ أَنْ يُخَاطِبَ المَعْدُومَ**
Söz bu anlama yorulmazsa bozulur; çünkü var olmayan bir şeye (**المَعْدُومَ**) hitap etmek caiz değildir.
**وَلا يَجُوزُ أَنْ تَقُولَ لِلْمَوْجُودِ كُنْ؛ لِأَنَّهُ كَانَ**
Var olan bir şeye de "Ol" demek caiz değildir; çünkü o zaten olmuştur.
**وَإِنَّمَا هُوَ كَقَوْلِ الشَّاعِرِ: قَالَ جَنَاحَاهُ لَيْسَا فِيهَا جَفَاءُ**
Bu durum şairin şu sözü gibidir: "Kanatları (hızından dolayı) 'bunlarda bir sertlik/yavaşlık yoktur' dedi."
**وَلَمْ يَكُنْ هُنَاكَ قَوْلٌ، بَلْ هُوَ إِخْبَارٌ عَنْ سُرْعَةِ اللَّحَاقِ**
Oysa orada gerçek bir söz yoktur; bilakis bu, (avına) yetişme hızından bir haberdir.
---
==**السَّادِسُ: بِمَعْنَى المَوْتِ**==
==**Altıncısı: Ölüm Anlamında**==
**قَالَ: (==لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ)== أَيْ: لِيُمِتْنَا**
Şöyle buyurmuştur: "==Rabbin aleyhimize kada etsin (işimizi bitirsin)" (Zuhruf, 77)==. Yani: Bizi öldürsün.
[[043-077]]
**----- 43 - Zuhruf Suresi - Ayet 77**
| | | |
| ----------------------------------------------------------------------------------- | --- | ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ<br><br>قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ | | (Görevli meleğe şöyle seslenirler:) 'Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin.'<br><br>O da, 'Siz hep böyle kalacaksınız' der. |
**وَمِثْلُهُ قَوْلُهُ: ==(فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ)**==
Şu ayet de onun gibidir: "Musa ona bir yumruk vurdu ve onun aleyhine ==kada etti (onu öldürdü)" (Kasas, 15).==
[[028-015]]
**----- 28 - Kasas Suresi - Ayet 15**
| | | |
|---|---|---|
|وَدَخَلَ الْمَدٖينَةَ عَلٰى حٖينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فٖيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شٖيعَتِهٖ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهٖ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذٖى مِنْ شٖيعَتِهٖ عَلَى الَّذٖى مِنْ عَدُوِّهٖ<br><br>فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبٖينٌ||Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi.<br><br>Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, 'Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır' dedi.|
**وَمِثْلُهُ: (==يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ==)**
Aynı şekilde: "==Keşke o (ölüm) bitirici (son verici) olsaydı" (Hâkka, 27).==
[[069-027]]
**----- 69 - Hakka Suresi - Ayet 27**
| | | |
|---|---|---|
|يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ||'Keşke ölüm her şeyi bitirseydi.'|
---
==**السَّابِعُ: بِمَعْنَى الوُجُوبِ**==
==**Yedincisi: Vücub (Gereklilik/****Gerçekleşme****)** **Anlamında**==
**قَالَ اللهُ (وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ) أَيْ: وَجَبَ العَذَابُ**
Allah şöyle buyurmuştur: =="İş kada edildiği (**bitirildiği**)== o hasret günü ile onları uyar" (Meryem, 39).
[[019-039]]
Yani: **Azap kesinleştiğinde**.
**----- 19 - Meryem Suresi - Ayet 39**
| | | |
|---|---|---|
|وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِىَ الْاَمْرُ وَهُمْ فٖى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ||Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.|
**وَقَالَ: (==وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْأَمْرُ==) وَالوُجُوبُ هُنَا الوُقُوعُ**
Şöyle buyurmuştur: =="İş kaza edilince (bitince)== şeytan dedi ki..." (İbrahim, 22).
Buradaki vücub "vuku bulmak" anlamındadır.
[[014-022]]
**----- 14 - İbrahim Suresi - Ayet 22**
| | | |
| ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِىَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِىَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لٖى فَلَا تَلُومُونٖى وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِىَّ اِنّٖى كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ<br><br>اِنَّ الظَّالِمٖينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ | | İş bitirilince şeytan da diyecek ki: 'Şüphesiz Allah, size gerçek olanı siz verdi. Ben de size siz verdim ama yalancı çıktım.<br><br>Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allahʼa ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.' |
**لِأَنَّ العَذَابَ كَانَ وَجَبَ عَلَيْهِمْ فِي الدُّنْيَا، وَإِنَّمَا يَقَعُ فِي الآخِرَةِ**
Çünkü azap onlara dünyada (hüküm olarak) vacip olmuştu, ancak ahirette vuku bulmaktadır.
---
==**الثَّامِنُ: الكِتَابُ**==
**==Sekizincisi: Kitap (Yazgı) Anlamında==**
**قَالَ اللَّهُ: (==وَكَانَ أَمْرًا مَقْضِيًّا==) أَيْ: مَكْتُوبٌ فِي اللَّوْحِ المَحْفُوظِ**
Allah şöyle buyurmuştur: "Bu, ==kaza edilmiş (kesinleşmiş) bir işti==" (Meryem, 21). Yani: Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
[[019-021]]
**----- 19 - Meryem Suresi - Ayet 21**
| | | |
|---|---|---|
|قَالَ كَذٰلِكِ<br><br>قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَیَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا||Cebrail, 'Evet, öyle. Rabbin diyor ki:<br><br>O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir' dedi.|
**وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ أَمْرًا مُقْتَضِيًا، أَيْ: مُقَدَّرًا مَفْرُوغًا**
Ayrıca bunun "takdir edilmiş ve bitirilmiş bir iş" olması da mümkündür.
---
==**التَّاسِعُ: قَضَى بِمَعْنَى أَتَمَّ**==
==**Dokuzuncusu: "Tamamladı" Anlamında Kaza Etmek**==
**قَالَ: (فَلَمَّا قَضَى مُوسَى الْأَجَلَ) أَيْ: أَتَمَّ الشَّرْطَ المَشْرُوطَ إِلَى الأَجَلِ**
[[028-029]]
Şöyle buyurmuştur: "Musa süreyi kaza edince (tamamlayınca)..." (Kasas, 29). Yani: Belirlenen süreye kadar
**----- 28 - Kasas Suresi - Ayet 28
[[028-028]]
| | | |
| ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| قَالَ ذٰلِكَ بَيْنٖى وَبَيْنَكَ ==اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ== فَلَا عُدْوَانَ عَلَیَّ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَكٖيلٌ | | Mûsâ, şöyle dedi: 'Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden ==hangisini tamamlarsam== bana bir husûmet yok. Allah, söylediklerimize vekildir. |
**وَمِثْلُهُ: وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ ==مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ==**
Şu ayet de onun gibidir: "==Vahyi sana kaza edilmeden (tamamlanmadan) önce== Kur'an'ı okumada acele etme" (Tâhâ, 114)
[[020-114]]
**----- 20 - Taha Suresi - Ayet 114**
| | | |
|---|---|---|
|فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ<br><br>مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖى عِلْمًا||Gerçek hükümdar olan Allah yücedir.<br><br>Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kurʼanʼı okumakta acele etme. 'Rabbim! İlmimi arttır' de.|
**أَيْ: مِنْ قَبْلِ أَنْ يُتِمَّ جِبْرِيلُ صَلَوَاتُ اللهِ عَلَيْهِ قِرَاءَتَهُ عَلَيْكَ**
Yani: Cebrail (a.s.) onun sana okunuşunu tamamlamadan önce.
---
==**العَاشِرُ: قَضَى بِمَعْنَى فَصَلَ**==
==**Onuncusu: "Ayırmak/Hükme Bağlamak" Anlamında Kaza Etmek**==
**قَالَ اللَّهُ: (==وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ==)**
Allah şöyle buyurmuştur: "Aralarında hak ile ==kada edildi (hükmedildi)==" (Zümer, 75).
**----- 39 - Zumer Suresi - Ayet 75**
[[039-075]]
| | | |
| ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| وَتَرَى الْمَلٰئِكَةَ حَافّٖينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ<br><br>وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَقٖيلَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ | | Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arşʼın etrafını kuşatmış hâlde görürsün.<br><br>Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve 'Hamd âlemlerin Rabbi olan Allahʼa mahsustur' denilmiştir. |
**وَقَالَ: (==لَقُضِيَ الْأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ==)**
Şöyle buyurmuştur: "Benimle sizin aranızdaki ==iş mutlaka kaza edilirdi (hükme bağlanırdı)" (En'âm, 58)==
**----- 6 - Enam Suresi - Ayet 58**
[[006-058]]
| | | |
| ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- | --- | -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
| قُلْ لَوْ اَنَّ عِنْدٖى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهٖ لَقُضِىَ الْاَمْرُ بَيْنٖى وَبَيْنَكُمْ<br><br>وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِالظَّالِمٖينَ | | De ki: 'Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.'<br><br>Allah, zalimleri daha iyi bilir. |
**وَنَظِيرُهُ: (==إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ==)**
Benzeri şudur: "Şüphesiz Rabbin onların arasında ==kaza edecektir (hüküm verecektir)" (Yunus, 93)==
[[010-093]]
**----- 10 - Yunus Suresi - Ayet 93** ~ ~ ~
| | | |
|---|---|---|
|وَلَقَدْ بَوَّاْنَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ **فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَاءَهُمُ الْعِلْمُ** اِنَّ رَبَّكَ يَقْضٖى بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ||Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. **Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler**. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.|
==**الحَادِي عَشَرَ: قَضَى بِمَعْنَى خَلَقَ**==
**==On Birincisi: Yaratmak Anlamında==**
**قَالَ اللَّهُ ==(فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ)== أَيْ: فَخَلَقَهُنَّ**
Allah şöyle buyurmuştur: "==Böylece onları iki günde yedi gök olarak kaza etti/yarattı==" (Fussilet, 12). Yani: Onları yarattı.
[[041-012]]
**----- 41 - Fussilet Suresi - Ayet 12**
| | | |
|---|---|---|
|فَقَضٰیهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فٖى يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فٖى كُلِّ سَمَاءٍ اَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَ وَحِفْظًا ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ||Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allahʼın takdiridir.|
**وَيَجُوزُ أَنْ يُقَالَ: أَتَمَّ خَلْقَهُنَّ فَيَكُونَ عَلَى الأَصْلِ**
"Onların yaratılışını tamamladı" denilmesi de mümkündür, bu durumda (kelime) asıl anlamına uygun olur.
---
==**الثَّانِي عَشَرَ: قَضَى بِمَعْنَى حَكَمَ**==
==**On İkincisi: Hükmetmek Anlamında**==
**قَالَ تَعَالَى: (وَ==اللَّهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ==)**
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah hak ile ==kada eder (hükmeder)" (Mü'min, 20)==
[[040-020]]
**----- 40 - Mumin Suresi - Ayet 20**
| | | |
|---|---|---|
|وَاللّٰهُ يَقْضٖى بِالْحَقِّ وَالَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ لَا يَقْضُونَ بِشَیْءٍ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّمٖيعُ لْبَصٖيرُ||Allah, hak ve adâletle hükmeder. Allahʼtan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.|
**وَفِي هَذَا دَلِيلٌ عَلَى أَنَّهُ لَمْ يَقْضِ الكُفْرَ؛ لِأَنَّهُ لَيْسَ حَقًّ**
Bunda O’nun küfrü kaza etmediğine (hükmetmediğine) dair delil vardır; çünkü küfür hak değildir.
==***MÜELLİF AŞAĞIDAKİ AYETTE ÇOK İLGİNÇ BİR ŞEY YAKALAMIŞ.***==
**فَقَدْ قَالَ (==وَيَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ==)**
Nitekim O: "Peygamberleri haksız yere (hak olmaksızın) öldürüyorlardı" (Bakara, 61) buyurmuştur.
[[002-061]]
**----- 2 - Bakara Suresi - Ayet 61**
| | | |
|---|---|---|
|وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذٖى هُوَ اَدْنٰى بِالَّذٖى هُوَ خَيْرٌ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَاؤُ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّٖنَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ||Hani, 'Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin' demiştiniz. O da size, 'İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var' demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allahʼın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allahʼın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.|
**فَدَلَّ عَلَى أَنَّ قَتْلَهُمْ لَيْسَ مِنْ قَضَائِهِ لِإِخْبَارِهِ أَنَّهُ لَا يَقْضِي إِلَّا بِالْحَقِّ**
Bu, peygamberlerin öldürülmesinin O’nun kazâsı (rızası/hükmü) olmadığını gösterir; çünkü O ancak hak ile kaza ettiğini haber vermiştir.
**وَإِنْ زَعَمُوا أَنَّ قَتْلَهُمْ مِنْ قَضَائِهِ لَزِمَهُمْ أَنْ يَقُولُوا إِنَّ قَتْلَهُمْ حَقٌّ؛ لِأَنَّ قَضَاءَهُ حَقٌّ**
Eğer onların öldürülmesinin O'nun kazâsı olduğunu iddia ederlerse, onların öldürülmesinin "hak" olduğunu söylemeleri gerekir; çünkü O'nun kazâsı haktır.
**وَقُرِئَ (==يَقُصُّ الْحَقَّ==)، وَيَقْضِي أَجْوَدُ هُنَا، لِقَوْلِنَا: (إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ)**
[[006-057]]
Ayet ==(Hakkı anlatır==) şeklinde de okunmuştur; fakat (Hükmeder) okunuşu, "Hüküm ancak Allah'ındır" ifadesi sebebiyle burada daha evladır.
**----- 6 - Enam Suresi - Ayet 57**
| | | |
|---|---|---|
|قُلْ اِنّٖى عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّٖى وَكَذَّبْتُمْ بِهٖ مَا عِنْدٖى مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهٖ<br><br> اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ<br><br>يَقُصُّ الْحَقَّ<br><br>وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلٖينَ||De ki: 'Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allahʼa aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.'|
**وَالحُكْمُ وَالقَضَاءُ وَاحِدٌ، وَجَمِيعُ هَذِهِ الوُجُوهِ رَاجِعٌ إِلَى مَا قُلْنَا مِنَ الأَحْكَامِ، وَالفَرَغِ مِنْ نَفْسِ الشَّيْءِ، أَوْ حُكْمِهِ أَوْ الخَبَرِ عَنْهُ**
Zira hüküm ve kaza birdir. Tüm bu vecihler (anlamlar), başta söylediğimiz; bir işi sağlamlaştırmak, bir şeyin bizzat kendisinden, hükmünden veya ondan haber vermekten boşalmak (bitirmek) anlamlarına geri döner.