## 01 **==اَلدِّينُ، اَلْأَوَّلُ: **==اَلدِّينُ،==** قَالَ اللهُ تَعَالَى: (وَظَهَرَ أَمْرُ اللهِ) (وَظَهَرَ أَمْرُ اللَّهِ) — Tevbe, 48. Ayet [[009-048]] **Birincisi: ==Din**== Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah'ın emri (dini) açığa çıktı." يَعْنِي دِينَهُ، Yani O'nun dini, وَقَوْلُهُ تَعَالَى: (فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ) (فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا) — Mü'minûn, 53. Ayet [[042-053]] Ve Allah Teâlâ’nın şu buyruğu: "**==İşlerini (dinlerini)== kendi aralarında parçalara böldüler**." أَيْ: اَلدِّينُ الَّذِي جَاءَ بِهِ نَبِيُّهُمْ، Yani: Peygamberlerinin kendilerine getirdiği dindir, فَنِسْبَتُهُ إِلَيْهِمْ؛ لِأَنَّهُمْ الْمُتَعَبِّدُونَ بِهِ وَالْمَنْدُوبُونَ إِلَيْهِ، “Bu nedenle o, onlara nispet edilir; zira onlar ona kulluk eden ve ona yöneltilmiş kimselerdir.” وَالْمَعْنَى: أَنَّ اللهَ أَعْلَمَهُمْ أَنَّ أَمْرَ الْأُمَّةِ وَاحِدٌ، Mana şudur: Allah onlara ümmetin işinin (aslının) bir olduğunu bildirdi, وَأَنَّ دِينَهُ وَاحِدٌ وَهُوَ الْإِسْلَامُ وَهُمْ قَدْ تَقَطَّعُوا وَاخْتَلَفُوا Ve O'nun dininin tek olduğunu -ki o İslam'dır- bildirdi; ancak onlar parçalara ayrıldılar ve ihtilafa düştüler. ## 2 اَلْقَوْلُ اَلثَّانِي: اَلْقَوْلُ، قَالَ اللهُ تَعَالَى: (إِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ) **(إِذْ يَتَنَٰزَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ) — Kehf, 21. Ayet** [[018-021]] **İkincisi: ==Söz (Kavl)==.** Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "O zaman aralarında işlerini (sözlerini) tartışıyorlardı." قَالَ: (فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى) (**فَتَنَٰزَعُوٓا ==أَمْرَهُم== بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَىٰ**) — Tâhâ, 62. Ayet Buyurdu ki: **"==Sözlerini== kendi aralarında tartıştılar ve gizlice fısıldaştılar."** أَيْ: يَتَنَازَعُونَ الْقَوْلَ فِيمَا يُرِيدُونَ الْعَمَلَ عَلَيْهِ؛ Yani: Üzerinde amel etmek istedikleri konu hakkındaki sözü tartışıyorlar; لِأَنَّ مِثْلَ ذَلِكَ الْأَمْرِ لَا يَتَنَازَعُ وَإِنَّمَا يَتَنَازَعُ الْقَوْلُ فِيهِ Çünkü böyle bir "iş" (eylemin kendisi) tartışılmaz, ancak o iş hakkındaki "söz" tartışılır. ## 3 وَقْتُ الْوَعِيدِ اَلثَّالِثُ: وَقْتُ الْوَعِيدِ، قَالَ: (حَتَّى إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا) (حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ) — Hûd, 40. Ayet** [[011-040]] **Üçüncüsü: Tehdit edilen (azap) vakti. Buyurdu ki: "**Nihayet emrimiz/tehdit edilen azap geldiği zaman." أَيْ: حَضَرَ وَقْتُ وَعِيدِنَا، Yani: Tehdit ettiğimiz (azap) vaktimiz geldi, وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ عَلَى ظَاهِرِهِ أَيْ: حَتَّى جَاءَ أَمْرُنَا بِالْعَذَابِ، Zahirine göre olması da caizdir, yani: Azap emrimiz gelinceye kadar, أَيْ: حَتَّى أَمَرْنَا بِتَعْذِيبِهِمْ Yani: Onları cezalandırmayı emredinceye kadar. ## 4 اَلْعَذَابُ **اَلرَّابِعُ: ==اَلْعَذَابُ،**== قَالَ: (وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْأَمْرُ) **(وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ ==الْأَمْرُ==) — İbrahim, 22. Ayet** [[014-022]] **Dördüncüsü: ==Azap**==. Buyurdu ki: "==**İş bitirilince (hüküm verilince)== şeytan dedi ki..**." أَيْ: وَجَبَ الْعَذَابُ، ==Yani: Azap kesinleştiğinde,== وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ قَضَاءُ الْأَمْرِ هَاهُنَا فَضْلَ الْحِسَابِ Buradaki "işin bitirilmesi"nin, hesabın tamamlanması olması da caizdir, وَوُقُوفَ كُلِّ فَرِيقٍ عَلَى مَا لَهُ عِنْدَ اللهِ مِنَ الْخَيْرِ وَالشَّرِّ Ve her grubun, Allah katında hayır ve şerden kendisi için ne olduğunu görmesidir. وَمِثْلُهُ: (وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ) **(وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ ==الْأَمْرُ)== — Meryem, 39. Ayet** [[02 Ayetler/019-039]] Bunun bir benzeri de: "==**İş bitirilmiş (hüküm verilmiş)== olduğu halde onları o hasret günü ile uyar**" ayetidir. أَيْ: وَجَبَ الْعَذَابُ Yani: Azap kesinleştiğinde. ## 5 ==تَمَامُ الْعَذَابِ وَبُلُوغُ الْمُرَادِ مِنْهُ **اَلْخَامِسُ: ==تَمَامُ الْعَذَابِ وَبُلُوغُ الْمُرَادِ مِنْهُ،**== قَالَ: (وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ) **(وَغِيضَ الْمَآءُ وَقُضِيَ ==الْأَمْرُ==) — Hûd, 44. Ayet** [[011-044]] **Beşincisi: ==Azabın tamamlanması ve ondan murat edilenin gerçekleşmesi**==. Buyurdu ki: "Su çekildi ve ==iş bitirildi==." ## 6 ==بِمَعْنَى الشَّيْءِ،**== **اَلسَّادِسُ: ==بِمَعْنَى الشَّيْءِ،**== قَالَ: (وَإِذَا قَضَى أَمْرًا) **(وَإِذَا قَضَىٰ ==أَمْرًا== فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ) — Bakara, 117** [[002-117]] **Altıncısı: =="Şey" (herhangi bir şey/husus)== anlamında.** Buyurdu ki: "==Bir işe (şeye)== hükmettiği zaman..." أَيْ: إِذَا أَرَادَ إِحْكَامَ شَيْءٍ لَمْ يَتَعَذَّرْ عَلَيْهِ Yani: Bir şeyi sağlamca yapmayı dilediğinde o şey O'na güç gelmez. وَمِثْلُهُ: (أَلَا إِلَى اللهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ) **(أَلَآ إِلَى اللَّهِ تَصِيرُ ==الْأُمُورُ)== — Şûrâ, 53. Ayet** [[042-053]] Bunun bir benzeri: **"Haberiniz olsun ki ==bütün işler (şeyler)== Allah’a döner**" ayetidir. أَيْ: تَصِيرُ الْأَشْيَاءُ إِلَى حَيْثُ لَا يَحْكُمُ فِيهِ سِوَاهُ وَلَا يَقْدِرُ عَلَيْهِ غَيْرُهُ Yani: Eşya (her şey), O’ndan başkasının hüküm veremeyeceği ve O’ndan başkasının güç yetiremeyeceği yere döner. وَجَاءَ فِي التَّفْسِيرِ أَنَّهُ أَرَادَ بِقَوْلِهِ تَعَالَى: (وَإِذَا قَضَى أَمْرًا). عِيسَى - عَلَيْهِ السَّلَامُ - أَنَّهُ يَكُونُ مِنْ غَيْرِ أَبٍ Tefsirde gelmiştir ki; Allah Teâlâ "Bir işe karar verdiği zaman..." kavliyle, İsa Aleyhisselam'ın babasız olmasını murat etmiştir. ## 7 ==هَزِيمَةُ الْكُفَّارِ وَقَتْلُهُمْ بِبَدْرٍ **اَلسَّابِعُ: ==هَزِيمَةُ الْكُفَّارِ وَقَتْلُهُمْ بِبَدْرٍ==،** قَالَ اللهُ تَعَالَى: (وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا)، **(وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِىٓ أَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا) — Enfâl, 44. Ayet** [[008-044]] (Ayeti kısa almış. tamamı maviyi tıklayınca görürsün) **Yedincisi: ==Kafirlerin Bedir'de hezimete uğraması ve öldürülmesi==.** Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüzde az gösteriyordu," ثُمَّ قَالَ: (لِيَقْضِيَ اللهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا)، **(لِيَقْضِيَ اللَّهُ ==أَمْرًا== كَانَ مَفْعُولًا) — Enfâl, 42** [[008-042]] Sonra şöyle buyurdu: **"Ta ki Allah, olması gereken ==o işi (emri)/Bedir'deki hezimet== yerine getirsin**." أَرَادَ هَزِيمَةَ الْكُفَّارِ وَأَسْرَهُمْ جَزَاءً لَهُمْ عَلَى كُفْرِهِمْ وَنَصْرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَيْهِمْ Burada küfürlerine bir ceza olarak kafirlerin yenilgiye uğratılıp esir edilmesini ve müminlerin onlara karşı zafer kazanmasını murat etmiştir. ## 8 اَلْقِيَامَةُ **اَلثَّامِنُ: ==اَلْقِيَامَةُ==، قَالَ اللهُ تَعَالَى**: (فَإِذَا جَاءَ أَمْرُ اللهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ) **(فَإِذَا جَآءَ ==أَمْرُ ا==للَّهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ) — Mu'min (Ğâfir), 78. Ayet** [[040-078]] **Sekizincisi: ==Kıyamet.==** Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah'ın ==emri (kıyamet)== geldiği zaman hak ile hükmedilir." يَعْنِي: اَلْقِيَامَةَ، Yani: Kıyamet, وَقِيلَ: أَرَادَ بِهِ قَتْلَ الْكُفَّارِ بِبَدْرٍ. وَالْأَوَّلُ الْوَجْهُ Denildi ki: Bununla kafirlerin Bedir'de öldürülmesini murat etmiştir. Ancak birinci görüş (vecih) asıldır. وَقَوْلُهُ تَعَالَى: (أَتَى أَمْرُ اللهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ) **(أَتَىٰٓ ==أَمْرُ== اللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ) — Nahl, 1. Ayet** [[016-001]] Allah Teâlâ’nın şu buyruğu: "**Allah'ın ==emri/kıyamet geldi==, artık onu acele istemeyin**." يَعْنِي: اَلْقِيَامَةَ وَالْإِتْيَانُ هَاهُنَا بِمَعْنَى الدُّنُوِّ كَقَوْلِ الشَّاعِرِ Yani: Kıyamet (kastedilmiştir). Buradaki "gelme" (ityân) ifadesi, şairin şu sözünde olduğu gibi "yaklaşmak" anlamındadır: وَقِيلَ الْمُنَادِي أَصْبَحَ الْقَوْمُ أَدْلَجُوا "Münadi (seslenen kişi) dedi ki: Kavim sabahladı (sabaha yaklaştı), gece yol aldılar." أَيْ: دَنَا الْإِصْبَاحُ Yani: Sabah vaktinin yaklaşması. وَمِثْلُهُ قَوْلُهُ: (وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاءَ أَمْرُ اللهِ) **(وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِىُّ حَتَّىٰ جَآءَ ==أَمْرُ== اللَّهِ) — Hadîd, 14. Ayet** [[057-014]] Bunun bir benzeri de şu ayettir: "**Allah'ın ==emri/kıyamet== gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı**." ## 9 ==فَتْحُ مَكَّةَ **اَلتَّاسِعُ: ==فَتْحُ مَكَّةَ**==، قَالَ اللهُ تَعَالَى: (فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ) **(فَتَرَبَّصُوا حَتَّىٰ يَأْتِيَ اللَّهُ ==بِأَمْرِهِ==) — Tevbe, 24. Ayet** [[009-024]] **Dokuzuncusu: ==Mekke'nin fethi==**. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah ==emrini getirinceye== kadar bekleyin." قَالُوا: أَرَادَ فَتْحَ مَكَّةَ، Dediler ki: (Allah bununla) ==Mekke'nin fethini murat etmiştir==. وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ الْمُرَادُ ظُهُورَ الْإِسْلَامِ وَقُوَّةَ أَهْلِهِ İslam'ın galip gelmesi ve ehlinin (Müslümanların) güçlenmesinin murat edilmiş olması da caizdir. ## 10 قَتْلُ قُرَيْظَةَ وَجَلَاءُ النَّضِيرِ **اَلْعَاشِرُ: ==قَتْلُ قُرَيْظَةَ وَجَلَاءُ النَّضِيرِ**==، قَالَ اللهُ وَحْدَهُ: (فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ) **(فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّىٰ يَأْتِيَ اللَّهُ ==بِأَمْرِهِ==) — Bakara, 109. Ayet** [[002-109]] **Onuncusu: ==(Beni) Kurayza'nın öldürülmesi ve (Beni) Nadir'in sürgün edilmesi==.** Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah emrini getirinceye kadar affedin ve hoş görün." جَاءَ فِي التَّفْسِيرِ أَنَّهُ أَرَادَ ذَلِكَ، Tefsirde, Allah'ın bunu murat ettiği zikredilmiştir. وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ الْمُرَادُ الْقِيَامَةَ أَيْضًا، Aynı şekilde muradın kıyamet olması da caizdir. وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ أَرَادَ: اِصْفَحُوا عَنْهُمْ إِلَى أَنْ يَأْمُرَكُمُ اللهُ بِقِتَالِهِمْ فَتَنْتَقِمُوا مِنْهُمْ Şunu murat etmiş olması da caizdir: Allah size onlarla savaşmayı emredip onlardan intikam alıncaya kadar onları hoş görün. ## 11 ==بِمَعْنَى الْقَضَاءِ **اَلْحَادِي عَشَرَ: ==بِمَعْنَى الْقَضَاءِ،**== قَالَ اللهُ تَعَالَى: (يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ)، **(يُدَبِّرُ ==الْأَمْرَ== مِنَ السَّمَآءِ إِلَى الْأَرْضِ) — Secde, 5. Ayet** [[032-005]] **On birincisi: ==Kaza (hüküm/takdir) anlamında==**. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Gökten yere kadar işi (hükmü) O çekip çevirir." وَقَالَ: (يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مَا مِنْ شَفِيعٍ إِلَّا مِنْ بَعْدِ إِذْنِهِ) **(يُدَبِّرُ ==الْأَمْرَ ۖ== مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ إِذْنِهِ) — Yûnus, 3. Ayet** Ve şöyle buyurdu: "==**İşi (hükmü)== O çekip çevirir. O'nun izni olmadan hiçbir şefaatçi yoktur**." أَيْ: يَقْضِي الْقَضَاءَ Yani: Hükmü yerine getirir (takdir eder). ## 12 ==اَلْوَحْيُ**==، **اَلثَّانِي عَشَرَ: ==اَلْوَحْيُ**==، قَالَ اللهُ: (يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ) (يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَآءِ إِلَى الْأَرْضِ) — Secde, 5. Ayet (Tefsirdeki bir diğer vecih) **On ikincisi: ==Vahiy==**. Allah şöyle buyurmuştur: "Gökten yere kadar işi (vahyi) O çekip çevirir." قَالَ أَهْلُ التَّفْسِيرِ: يَعْنِي: اَلْوَحْيَ. وَقَالَ: (يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ) يَعْنِي: اَلْوَحْيَ **(يَتَنَزَّلُ ==الْأَمْرُ== بَيْنَهُنَّ) — Talâk, 12. Ayet** [[065-012]] Tefsir ehli dedi ki: Yani vahiydir. Ve şöyle buyurdu: **"==Emir (vahiy)== bunlar arasında inip durur**." Yani vahiydir. ## 13 ==بِمَعْنَى النَّصْرِ وَالسُّلْطَانِ **اَلثَّالِثُ عَشَرَ: ==بِمَعْنَى النَّصْرِ وَالسُّلْطَانِ**==، قَالَ: (هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ إِنَّ الْأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ) **(هَل لَّنَا مِنَ ==الْأَمْرِ== مِن شَىْءٍ ۗ قُلْ إِنَّ ==الْأَمْرَ== كُلَّهُۥ لِلَّهِ) — Âl-i İmrân, 154. Ayet** [[003-154]] **On üçüncüsü: ==Yardım (nasr) ve otorite (sultan)== anlamında.** Şöyle buyurdu: **"Bu ==işten (zafer ve yetkiden)== bize bir pay var mı? De ki: ==İşin (zafer ve otoritenin)== tamamı Allah'ındır**." يَعْنِي: أَنَّ الْغَلَبَةَ لِأَوْلِيَاءِ اللهِ Yani: Galibiyet Allah'ın dostlarınındır. ## 14 ==اَلذَّنْبُ **اَلرَّابِعُ عَشَرَ: ==اَلذَّنْبُ==،** قَالَ اللهُ تَعَالَى: (فَذَاقَتْ وَبَالَ أَمْرِهَا) **(فَذَاقَتْ وَبَالَ ==أَمْرِهَا)== — Talâk, 9. Ayet** [[065-009]] **On dördüncüsü: ==Günah==.** Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "**Böylece ==işinin (günahının)== vebalini tattı**." أَيْ: جَزَاءَ ذَنْبِهَا Yani: Günahının cezasını. وَأَصْلُ الْوَبَالِ مِنَ الطَّعَامِ الْوَبِلِ، وَهُوَ الْوَخْمُ الَّذِي لَا يَمْرِي، Vebalin aslı, ağır ve sindirimi zor olan (dokunan) yemekten gelir ki hazmı zordur, rahatsızlık verir. وَقِيلَ: اَلْوَبِيلُ الشَّدِيدُ، وَأَصْلُهُ مِنَ الْكَرَاهَةِ، Denildi ki: Vebîl, şiddetli demektir; aslı ise hoşlanmamaktan (kerahatten) gelir. يُقَالُ: اِسْتَوْبَلْتُ الْمَنْزِلَ إِذَا كَرِهْتَهُ لِقِلَّةِ مُوَافَقَتِهِ لَكَ، Bir yer sana uygun olmadığı için orayı sevmediğinde "Evi ağır/sevimsiz buldum" denilir. قَالَ اللهُ: (فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ) **(فَذَاقُوا وَبَالَ ==أَمْرِهِمْ==) — Teğâbun, 5. Ayet** [[064-005]] أَيْ: جَزَاءَ ذَنْبِهِمْ، وَقَالَ: (لِيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ) **(لِيَذُوقَ وَبَالَ ==أَمْرِهِ)== — Mâide, 95. Ayet** [[005-095]] Allah şöyle buyurdu: **"==İşlerinin== vebalini ==(günahlarının cezasını)== tattılar**." Ve: "**Yaptığı ==işin/günahın== vebalini tatması için**..." buyurdu. ## 15 ==اَلْأَمْرُ خِلَافُ النَّهْيِ،**== **اَلْخَامِسُ عَشَرَ: ==اَلْأَمْرُ خِلَافُ النَّهْيِ،**== قَالَ اللهُ: (أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا) **(==أَمَرْنَا== مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا فِيهَا) — İsrâ, 16. Ayet** [[017-016]] **On beşincisi: ==Yasaklamanın zıttı olan emir (buyruk).**== Allah şöyle buyurdu: "**Oranın refah içinde olanlarına ==(hayrı) emrettik**==." أَيْ: أَمَرْنَاهُمْ بِالطَّاعَةِ فَعَصَوْا، Yani: Onlara itaat etmelerini emrettik, onlar ise isyan ettiler. وَقُرِئَ: (أَمَّرْنَا) أَيْ: جَعَلْنَاهُمْ أُمَرَاءَ Şeddeli olarak "Emmernâ" şeklinde de okunmuştur ki: "Onları yöneticiler (emirler) yaptık" demektir. وَقِيلَ: كَثَّرْنَاهُمْ، وَأَمِرَ الشَّيْءُ: كَثُرَ، Denildi ki: Onları çoğalttık. (Nitekim) bir şey "emira" olduğunda çoğaldı demektir. وَقِيلَ؛ أَمَرْنَاهُ بِالتَّخْفِيفِ مَعْنَاهُ: كَثَّرْنَا Denildi ki; hafif (şeddesiz) okunuşla "emernâ"nın anlamı: Çoğalttık demektir.  وَرَدَى الْجَرْمِيُّ عَنْ أَبِي زَيْدٍ وَالْأَصْمَعِيِّ: أَمَرَهُ وَأَمَّرَهُ Cermî; Ebû Zeyd ve Asmaî’den "emerehû" ve "emmerehû" şeklinde rivayet etmiştir. أَيْ: كَثَّرَهُ، Yani: Onu çoğalttı (demektir). وَأَمِرَ هُوَ، فَهُوَ آمِرٌ وَمَأْمُورٌ وَمُؤَمَّرٌ مِنْ آمَرَهُ، O (şey) kendiliğinden çoğaldı; "âmir", "ma’mûr" ve "âmerehû" fiilinden "müemmer" şeklinde (türevleri) gelir. وَأَمَّرْتُهُ أَيْضًا: كَثَّرْتُهُ بِالتَّثْقِيلِ، Aynı şekilde "emmertühû" (şeddeli olarak): Onu çoğalttım demektir. وَهُوَ مَأْخُوذٌ مِنْ أَمَرْتُهُ بِالتَّخْفِيفِ؛ لِأَنَّ فَعَّلْتَ بِالتَّثْقِيلِ فِي فَعَلْتَ بِالتَّخْفِيفِ مِثْلُ: ضَرَبْتُ وَضَرَّبْتُ، Bu, şeddesiz "emertühû"dan alınmıştır; zira şeddeli "fa''alte" kalıbı, şeddesiz "fa'alte"nin (mübalağalı) halidir; "darabtü" ve "darrabtü" örneklerinde olduğu gibi. قَالَ الْمُبَرِّدُ: وَلَا يَكُونُ ذَلِكَ مِنْ أَمَرْتُ Müberred dedi ki: Bu (çoğaltma anlamı), "emertü" (emretmek) fiilinden gelmez. ## 16 ==إِظْهَارُ أَمْرِ الْمُنَافِقِينَ، **اَلسَّادِسَ عَشَرَ: ==إِظْهَارُ أَمْرِ الْمُنَافِقِينَ،**== قَالَ اللهُ تَعَالَى: (أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ) **(أَوْ ==أَمْرٍ== مِّنْ عِندِهِۦ فَيُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ نَٰدِمِينَ) Mâide, 52 Ayet** [[005-052]] **On altıncısı: ==Münafıkların durumunun açığa çıkarılması.**== Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "**Veya katından ==bir emir (gelmesi)**==..." أَيْ: أَوْ أَنْ يُؤْمَرَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - بِإِظْهَارِ أَمْرِ الْمُنَافِقِينَ فَيُعَاقَبُوا Yani: Veya Peygamber'e (s.a.v) münafıkların durumunu açığa çıkarması ve cezalandırılmaları emredilir: (فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ) "(Böylece onlar) içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar." وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ الْمَعْنَى فِي هَذَا: ظُهُورَ الْإِسْلَامِ Bunun anlamının "İslam'ın galibiyeti" olması da caizdir. ## 17 ==اَلْعِلْمُ **اَلسَّابِعَ عَشَرَ: ==اَلْعِلْمُ==،** قَالَ اللهُ تَعَالَى: (وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ) **(وَأُو۟لِى ==الْأَمْرِ== مِنكُمْ) — Nisâ, 59. Ayet** [[004-059]] **On yedincisi: ==İlim==.** Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: **"Ve sizden olan ==emir/ilim== sahiplerine (ulu'l-emr)..."** قِيلَ: يَعْنِي: الْعُلَمَاءَ، وَقِيلَ: يَعْنِي: اَلسُّلْطَانَ، Denildi ki: Yani alimler kastedilmiştir; diğer bir görüşe göre ise sultan (yönetici) kastedilmiştir. وَإِنَّمَا تَجِبُ طَاعَةُ السُّلْطَانِ إِذَا كَانَ مُحِقًّا Sultana itaat, ancak o hak üzere (haklı) olduğu takdirde vaciptir. وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: أُولُو الْفِقْهِ فِي الدِّينِ İbn Abbas ise şöyle demiştir: Dinde derin anlayış (fıkıh) sahibi olanlardır. وَقَالَ أَبُو عَلِيٍّ رَحِمَهُ اللهُ: هُمْ الْأُمَّةُ وَأُمَرَاؤُهُمْ، وَلَيْسَ هُمُ الْعُلَمَاءُ إِلَّا أَنْ يَكُونُوا أُمَرَاءَ Ebû Ali (r.h.) şöyle demiştir: Onlar (ulu'l-emr) ümmet ve onların yöneticileridir; yönetici olmadıkları sürece âlimler buna dâhil değildir. وَقَالَ: (فَرُدُّوهُ إِلَى اللهِ وَالرَّسُولِ) (فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ) — Nisâ, 59. Ayet  أَيْ: إِلَى الْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ؛ لِأَنَّهُمَا مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ، Buyurdu ki: "Onu Allah'a ve Resul'üne döndürün." Yani: Kitap ve Sünnet'e döndürün; çünkü bu ikisi Allah ve Resul'ündendir.